https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/3dcf44c3136a27a28b3bb27586fd5fc5-94638333cd0a0b6812cb.jpg
Ali Kutlu

TERAZİ – II

30-01-2026 19:57 554 kez okundu.

 

Sessizlik de Bir Cevaptır

Bu yazı, bir öncekinin tekrarı değildir.
Bu yazı; daha önce sorulmuş soruların, bilinçli biçimde cevapsız bırakılmasıyla oluşan boşluğun zamanla büyüyerek artık tek başına bir anlama dönüşmesinin sonucudur.

Çünkü sorular soruldu.
Çünkü o soruların arkasında duruldu.
Ve çünkü beklemek de bir ölçü biçimidir.

Geçen zaman; verilen emekten çok, verilmeyen cevapları görünür kılmıştır.

Bugün gelinen noktada ortada sıradan bir sessizlik yoktur.
Bu, anlık bir suskunluk değildir.

Bu sessizlik; tekrarlana tekrarlana alışkanlığa dönüşmüş, alışkanlık hâlini aldıkça da neredeyse yönetim tarzı gibi işlemeye başlamıştır.

Spor İl Müdürü susmaktadır.
Sporun il düzeyindeki en yetkili makamı, günlerdir süren bu tartışmalar karşısında tek bir net, ölçülebilir ve kamuoyunu tatmin edecek açıklama yapmamayı sürdürmektedir.

Yetki ve sorumluluk alanında bulunanlar, görünmez ama son derece bilinçli bir çizgide, soruları yok sayarak ilerlemeyi tercih etmektedir.

Burada artık masum bir iletişimsizlikten söz edilemez.
Bu durum, sorumluluk makamında olmanın gerektirdiği açıklama yükünden bilinçli bir uzak duruştur.

Ve tam da bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle gelir:

Spor İl Müdürlüğü makamı; yalnızca önüne gelen dosyayı imzalamak mıdır,
yoksa ortaya çıkan sonuçların hesabını kamuoyuna vermekle yükümlü bir sorumluluk alanı mıdır?

Bu bir itham değildir.
Bu soru, makamın varlık sebebine dair meşru bir hatırlatmadır.

Ancak kelimeleri dolandırmadan şu gerçeğin altını çizmek gerekir:

Cevap verilememesi bir tercih değildir.
Bu durum; ya bu işin yeterince bilinmediğini,
ya da sağlıklı, planlı ve sürdürülebilir biçimde yönetilemediğini göstermektedir.

Bu tespit sert bulunabilir.
Ama rahatsız edici olan ton değil, işaret edilen gerçeğin kendisidir.

Çünkü ilk yazıda ne yoktu?

Hakaret yoktu.
İtham yoktu.
Kişisel hedef alma yoktu.

Sadece ölçü vardı.
Sadece hedef sorusu vardı.
Sadece “sonuç nedir, nereye varıldı?” sorusu vardı.

Buna rağmen, kamuoyunu tatmin edecek tek bir net cevap dahi verilmedi.

Bu noktadan sonra artık şu tespitten kaçmak mümkün değildir:

Sorulara cevap veremeyen bir yapı, başarıyı da yönetemez.

Çünkü spor; iyi niyetle, temenniyle ya da sabır çağrılarıyla ayakta duran bir alan değildir.
Spor; ölçülmeyen emeği, takip edilmeyen hedefi, açıklanmayan sonucu kabul etmez.

Faaliyet anlatılabilir.
Etkinlikler sıralanabilir.
Takvimler dolu gösterilebilir.

Ama bütün bunların sonunda ölçülebilir, sürdürülebilir ve tekrar edilebilir bir başarı ortaya çıkmıyorsa,
yapılan iş spor yönetimi değil; süreci oyalama pratiğidir.

Zaman başarısızlığı ortadan kaldırmaz.
Zaman yalnızca, üzerini bir süreliğine örter.

Bugün Edirne sporu adına ortaya çıkan tablo nettir:

Başarı yoktur; açıklama çoktur.
Zirve yoktur; gerekçe boldur.
Netlik yoktur; cümleler uzundur.

Bu bir çelişki değil,
sonuçsuzluğun kendine kurduğu dildir.

Görünen o ki bu şehirde spor,
sonuçla değil söylemle,
ölçüyle değil alışkanlıkla yönetilmektedir.

Ve belli ki bu düzenin sessiz bir beklentisi vardır:

Kimse fazla sormasın.
Kimse ısrarcı olmasın.
Kimse teraziyi masanın ortasına koymasın.

Çünkü terazi masaya konulduğu anda,
kefelerden birinin neden bu kadar uzun süredir boş kaldığı;
bütün süslemelerin ve kaçamak cümlelerin ötesinde, çıplak biçimde görünür hâle gelir.

İşte bu yüzden susulmaktadır.
Bu yüzden Spor İl Müdürü konuşmamaktadır.
Bu yüzden sorular cevapsız bırakılmaktadır.

Bu kadar uzun süren bir suskunluk, insanın aklına ister istemez daha ağır sorular getiriyor.
Acaba burada açıklanamayan şey yalnızca bir yönetim başarısızlığı mı,
yoksa açıklanması hâlinde bazı kişileri rahatsız edecek ilişkiler mi vardır?
Bu bir suçlama değildir.
Ama şeffaflığın tamamen ortadan kalktığı yerde,
şüphe artık bir tercih değil, doğal bir sonuçtur.

Ama artık şu gerçek açıktır:

Sessizlik, bu tablonun en dürüst cevabıdır.

Ve mesele bugün itibarıyla şuraya dayanmıştır:

Bu şehir spor adına daha fazlasını hak ediyor mu?
Evet, fazlasıyla.

Peki mevcut anlayış, bu daha fazlasını üretme kapasitesine gerçekten sahip mi?

Bu sorunun cevabı, aylardır olduğu gibi, yine sessizliktir.

Ve bu sessizlik, söylenmiş onlarca uzun cümleden çok daha fazlasını anlatmaktadır.

Terazi hâlâ oradadır.

Niyetleri tartmaz.
Bahaneleri tartmaz.
Uzun açıklamaları hiç tartmaz.

Terazi yalnızca sonucu tartar.

Sonuç yoksa, ibre kıpırdamaz.

Çünkü terazi yalana alışmaz.
Çünkü emek vitrinle karıştırılmaz.
Çünkü başarı afişlerle değil, süreklilikle ölçülür.


Bu kadar uzun süren bir sessizlik artık basit bir suskunluk değildir;
bu, açıklanamayan bir tablonun sessizlikle korunma çabasıdır.

Çünkü başarı varsa konuşmak kolaydır.
Sonuç varsa açıklamak zahmetsizdir.
Ölçü varsa paylaşmak gurur verir.

Ama bunların hiçbiri yoksa,
en güvenli yol hep aynıdır:

Susmak.

Burada susulan sorular değildir.
Susulan şey sonuçtur.

Sonuç yoksa,
teraziye koyacak bir şey de yoktur.

Terazi bu yüzden boştur.

Ve boş bir terazi;
ne iyi niyet tartar,
ne uzun cümle,
ne de tekrar edilen savunmalar.

Terazi sadece olanı tartar.
Olmayanı değil.

Artık şu tespiti yapmak gerekir:

Ortada korunması gereken bir başarı değil,
açıklanamadığı için sessizlikle muhafaza edilen bir tablo vardır.

Ve o tablo örtülmeye çalışıldıkça,
sessizlik sayesinde daha da görünür hâle gelmektedir.

Çünkü suskunluk bazen bir tercihi değil,
bir yetersizliği ele verir.

Bazen cevap vermemek,
cevap verememektir.

Ve bazen hiçbir şey söylememek,
her şeyi söylemiş olmaktır.

Terazi burada duruyor.
İbre yerinde.
Kefeler ortada.

Konuşan kimse yoksa,
konuşan sonuçtur.

Ve sonuç konuşmuyorsa,
bu sessizlik kimseyi temize çıkarmaz.

Vesselam.

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR Hesap… Yarın… VEBAL Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? “Bir İz, Bir Hafıza” “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA Hızlandırılmış Zenginlik Kursu Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş TERAZİ Sonrası... İz... BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz Bir Gün Değil, Bir Tercih Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit Alışmak!... VERİMLİ GEÇTİ Bir Yılın Sessiz Muhasebesi AYAR TUTMAYAN TERAZİ Gölgelerin Sesi Beş Dakika... SERVET SESSİZLİĞİ Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı Taht mı, Hizmet Makamı mı? Hoş Bir Seda 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... “Taşa Sinmiş Merhamet” Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı Bir Doğumun Hatırlattıkları Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi Edirne: Vakit Daralıyor... 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı Kurak Nefesler ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında Edirne’nin Sessiz Çığlığı Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! Kâğıda Dökülen Vicdan "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi...