Suskunluğun Bedeli
Bir toplumun çürümesi, çoğu zaman büyük bir skandal ya da gürültüyle başlamaz.
Çürüme, sessizlikle başlar.
Yanlışın karşısında susan dillerle, haksızlığın önünde yere bakan gözlerle, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen iç seslerle büyür.
Günlük Hayatın Sessiz Tehlikeleri
Bugün sokakta gördüğümüz adaletsizlik, trafikte tanık olduğumuz kural tanımazlık, kamu kurumlarında hissettiğimiz kayıtsızlık…
Bunların hiçbiri bir anda ortaya çıkmadı.
Hepsi, küçük suskunlukların üst üste birikmesiyle koca bir duvara dönüştü.
Ve o duvar, artık sadece bizi çevrelemiyor; nefesimizi de daraltıyor.
Bir şehirde çöpünü yere atanı görüp uyarmıyorsak, ertesi gün kaldırımda yürüyemez hale gelmek sürpriz değildir.
Bir kamu görevlisinin keyfî tutumuna sessiz kalıyorsak, yarın aynı masada kendi hakkımızın da yenileceği kesindir.
Bir çocuk sokakta şiddete uğruyor ve biz başımızı çeviriyorsak, o çocuğun yarın büyüdüğünde kuracağı toplumun temelinde kendi suskunluğumuz vardır.
Sessizlik, Zalimin En Büyük Müttefiki
Tarih bize defalarca gösterdi:
Sessizlik, zalimin en büyük müttefikidir.
Bir insan, bir makam, bir sistem yanlış yaptığında; en güçlü kalkanı kendisi değil, etrafında sessiz duranlardır.
Soru şudur: Haksızlığa karşı sessiz kalan, gerçekten masum mudur?
Elbette herkesin hayat telaşı var.
Elbette kimse her an kavga etmek, her yanlışa karşı savaş açmak zorunda değil.
Ama “hiçbir şey olmamış gibi” davranmak, aslında en ağır tercihtir.
Çünkü sessizliğimiz, suça ortak olur.
Vicdanla Ayakta Kalan Şehirler
Şehirler, yollarıyla, binalarıyla değil; vicdanıyla ayakta kalır.
Ve vicdan, sesini yitirdiği anda şehirler de ruhunu kaybeder.
Bir gün, en yüksek kubbeler bile çınlamaz; en görkemli meydanlarda bile yankı olmaz.
Çünkü o yankıyı var eden, insanın haksızlık karşısındaki sesiydi.
Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz hangi şehirde yaşamak istiyoruz?
Haksızlığın üzerine örtü çekildiği, herkesin kendi köşesine çekildiği bir şehir mi…
Yoksa yanlışa karşı ses çıkaranların, adalet için söz alanların çoğaldığı bir şehir mi?
Cevap, aslında hepimizin dudaklarının ucunda bekliyor.
Sadece cesaret edip söylememiz gerek.
Unutmayalım:
Bir şehir, en çok suskun kalanların omuzlarında yıkılır.
Bu yazımı bir şiirle bitirmek istiyorum:
Suskun kalanın yükü ağırdır,
Hakkı savunmayan, haksıza yardır.
Sessizlik yıkar en sağlam diyarı,
Adalet ister, cesur bir yarın.
