Bir şehir yalnızca taşla, asfaltla, vitrinle ayakta durmaz.
Bir şehir, kendi sesini koruyabildiği sürece şehirdir.
O ses sustuğunda geriye yalnızca tabelalar, vitrinler ve başkasının diliyle yazılmış sloganlar kalır.
Edirne’de bugün üç yerel radyo, yerel gazeteler ve bir televizyon; çoğu zaman fark edilmeden ama her gün istikrarlı biçimde bir kamu görevini yerine getirmeye çalışmaktadır.
Bizler resmî olarak kamu kurumu değiliz.
Ama kamunun yetişemediği yere yetişen, kamunun unuttuğunu hatırlatan, şehir adına konuşma cesaretini kaybetmeyen bir yarı kamu vicdanıyız.
Şunu en baştan ve açıkça söylemek gerekir:
Bu sözler ne bir sitemdir, ne bir çağrıdır.
Bu bir şikâyet dili değildir.
Burada anlatılan, bir yayıncının kişisel meselesi değil; Edirne’nin ekonomik ve kültürel yapısına dair bir şehir muhasebesidir.
Yerel medya; şehirde bir sorun çıktığında ilk kapısı çalınandır.
Bir haksızlık olduğunda ilk aranan numaradır.
Bir başarı olduğunda ilk alkışlayandır.
Bir felaket olduğunda ilk yayına girendir.
Bütün bunları yaparken dayandığı tek zemin reklam geliridir.
Ne hazine vardır arkamızda,
ne merkez,
ne holding.
Bu bir yakınma değil; sistemin olduğu hâlin tarifidir.
Edirne küçük bir şehir.
Ekonomik pastası da sınırlıdır.
Yerel radyo, televizyon ve gazeteler bu pastayı paylaşmaya çalışırken; aynı kaynağa bugün şehir dışı mecralar da ortak olmaktadır.
Para Edirne’de kazanılmakta, fakat şehirden dışarı akmaktadır.
Burada artık bir ticaret tercihini değil, bir şehir ahlakını konuşmak gerekir.
Edirneli esnaf şunu bilmelidir:
Yerel medyaya verilen reklam bu şehirde kalır.
O para bu şehirde döner; bir çalışanın maaşı, bir vericinin elektriği, bir haberin cesareti olur.
Şehir dışına giden reklam ise Edirne’den çıkar ve geri dönmez.
Bu noktada soruyu dolandırmaya gerek yoktur:
Bu şehir kendi sesine sahip çıkacak mı, çıkmayacak mı?
Buna şehir milliyetçiliği diyorum.
Ama bu kör bir hamaset değildir.
Bu, bağırarak değil; akıl ve vicdanla yapılan bir sahiplenmedir.
Kendi medyasını yaşatmayan bir şehir;
bir süre sonra kendi hikâyesini başkalarının kaleminden okur,
kendi gündemini başkalarının ajandasından takip eder,
kendi sesini kendi şehrinde duyamaz hâle gelir.
Yerel medya çökerse şehir hafızası zayıflar.
Şehir savunmasız ve yalnız kalır.
Oysa bazı gerçekler vardır ki,
fısıltıyla değil, vakur bir açıklıkla söylenmelidir.
Bu metin işte o eşiği geçmek içindir.
Bu bir meydan okuma değildir.
Ama bir geri çekilme de değildir.
Bu, “artık susamayız” demenin edebî ve sorumlu hâlidir.
Çünkü bugün konuşulmayan her gerçek,
yarın bu şehrin aleyhine yazılacak bir başlığa dönüşür.
Ve şunu da tarih not etmelidir:
Yerel medya bu şehri terk etmedi.
Bu şehir, yerel medyasını yalnız bırakma noktasına geldi.
Biz hâlâ buradayız.
Mikrofonun başında, matbaanın içinde, kameranın arkasında.
Büyük laflarla değil; ısrarla ayakta durmaya çalışan bir şehir sesi olarak.
Bu yüzden bu metin bir serzeniş değil,
bir kayıt düşme yazısıdır.
Bugün Edirne’de yerel medya büyük kazançların değil,
onurlu bir şekilde ayakta kalabilmenin mücadelesini vermektedir.
Ve bu cümleyi artık net kurmak zorundayız:
Yerel medyaya verilen destek bir iyilik değil, bir sorumluluktur.
Bu bir bağış değildir.
Bu bir lütuf değildir.
Bu, kendi şehrine sahip çıkmaktır.
Edirne’nin sesi Edirne’de kalmalıdır.
Edirne’nin sözü Edirne’den çıkmalıdır.
Çünkü şu gerçek artık inkâr edilemez:
Yerel medyayı yaşatmayan şehir, kendini yaşatamaz.
Vesselam.
