“Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan”
Medya bir ülkenin gözü, kulağı ve belleğidir.
Ama bugün o göz seçici bakıyor.
O kulak işine geleni duyuyor.
Bellek ise parayla şekillendiriliyor.
Artık bazı manşetler haber olmadan önce onay bekliyor.
Bazı ekranlar gerçeği değil, sahiplerinin çıkarını yansıtıyor.
Bir haberi değil, bir çıkarı servis eden bir düzen oluştu.
Bu ülkede medya, gücün denetçisi olmaktan çıkıp gücün uzantısına dönüştü.
Patronlar, iktidar masalarında yer açtırmak için kalem satın aldı.
Bazı yöneticiler koltuklarını korumak için susmayı meslek haline getirdi.
Kimi sunucular hakikati değil, gündem mühendisliğini okuyor.
Ne yazık ki, bu alan artık mesleki liyakatten çok kişisel eksikliklerin sahnesine dönüşmüş durumda.
Gerçeği eğip bükmeyi meziyet sayan, eleştiriye tahammülsüz ama övgüye aç bir anlayış hâkim.
Artık haberin değeri gerçeğin gücüyle değil, sahibinin etkisiyle ölçülüyor.
Bazıları için hakikat satılabilir bir meta.
Bazıları için sessizlik en kazançlı strateji.
Bazıları için yalan en kârlı yatırım.
Ve bu kısır döngü, kendini güçlü sanan ama içten içe güvenini kaybetmiş insanların elinde dönüyor.
Medya, halka ait bir güç olmaktan çıkıp az sayıda elde tutulan bir ticaret malına dönüştü.
Bazı patronlar ekranlarını gerçeğe değil, bağlantılarına açıyor.
Reklam gelirleri haber çizgisini belirliyor; manşetler ticari ilişkilerin rengine boyanıyor.
Kimi yayın organları gerçeği değil, sahibinin çıkarını servis ediyor.
Sanki utanma duygusu bir lüks, yüz kızarması da eski bir alışkanlık gibi görülüyor artık.
Ama unutulan bir şey var:
Bu mesleğin omurgası para değil, itibardır.
Bir yayıncı güvenini kaybederse en büyük bütçeyle bile izlenmez.
Bir haberci gerçeği saptırırsa en yüksek reyting bile onu temize çıkaramaz.
Gazetecilik güç sahiplerine hizmet etmek için değil, güçten hesap sormak için vardır.
Ama artık bazı medya kuruluşları hesap soranı değil, hesap vereni oynuyor.
Oysa gerçeğin tarafında olmak riskli ama onurlu bir yoldur.
Korkunun yönettiği medya halkın değil, patronun yayın organıdır.
Ve o korku çoğu zaman cesaret eksikliğinden değil, kişilik zayıflığından beslenir.
Bugün herkes biliyor:
Bir telefonla değişen manşetler var.
Bir gecede silinen haberler var.
Bir gülümsemeyle başlayan sansürler bir sus payıyla bitiyor.
Ve bu tablo karşısında yüzü kızarmayanların sayısı her geçen gün artıyor.
Ama ne kadar bastırılırsa bastırılsın, hakikat bir şekilde yolunu bulur.
Çünkü bu topraklarda gerçeğin sesi susturulsa da vicdan susmaz.
O vicdan bir gün mikrofonu yeniden eline alır ve sorar:
“Bu ülkenin gerçeğini kim sattı?”
İşte o gün geldiğinde, kimin kalemi kiralanmış, kimin sesi satın alınmış, herkes görecek.
O gün hiçbir mazeret, hiçbir bağlantı ve hiçbir servet gerçeğin önüne geçemeyecek.
Gerçeği saptıranlar belki bugün alkış toplar.
Ama yarın o alkışlar sessizliğe dönüşür.
Çünkü hakikat patronu olmayan tek güçtür.
Ve o güç er ya da geç konuşur.
Ve o gün geldiğinde, gerçeği satanların değil, susturulsa da susmayanların sesi yankılanacak bu topraklarda.
Vesselam...
