İyilik…
Bir zamanlar insan olmanın en doğal ve saf hâliydi.
Şimdi ise kalpten gelen bir iradeye ihtiyaç duyar hâle geldi.
Çünkü gerçek iyilik, sadece davranışla değil, ruh hâli ve niyetle ölçülür.
Aslında istenen veya beklenilen şey, yapılan iyiliğe karşı kulluk değil; sadece bilmek ve samimi olmaktır.
Kalpte karşılık bulmayan iyilik, sözde yapılan bir nezaketten öteye gidemez.
Bir vakitler dost bildiklerimize, kardeş dediklerimize elimizi uzattık.
Yeri geldi soframızı, derdimizi, duamızı paylaştık.
Ama gün geldi; o dostlar bir koltuk buldu, bir makamın gölgesine sığındı;
ve o andan sonra isimlerimiz hafızalarının en tozlu rafına kaldırıldı.
Selamımız ağır geldi, hatırlanmak külfet oldu.
Oysa biz menfaat için değil, insan olduğumuz için iyilik yapmıştık.
Bugün dönüp etrafına bakan herkes aynı manzarayı görüyor:
İyiliğin karşılığı nankörlük, vefanın karşılığı unutuş.
Kalpler taşlaştı, gözler dondu, sözler yalanla karıştı.
Bir tebessüm bile çıkarla ölçülür oldu.
Kimin eli kimin cebinde, kimin kalbi kime karşı bile bilinmiyor artık.
İyilik yapan saf sayılıyor, vefalı olan aptal yerine konuyor.
Ama bilmezler ki, en büyük aptallık vefasızlıkla övünmektir.
Çünkü unutan insan, aslında kendi insanlığını kaybeder.
Bu çivisi çıkmış düzenin adı: menfaat çağının ta kendisidir.
İnsanların vicdanı sustu; hesapları konuşur oldu.
İyilik bir stratejiye, vefa bir yatırım aracına dönüştü.
Kimse içten değil, işten konuşuyor artık.
Bir dostu, bir kardeşi, bir emek sahibini hatırlamak külfet sayılıyor.
Oysa unutmamak, insanın kendi vicdanına gösterdiği sadakattir.
Vefa, Allah’ın insana bıraktığı bir emanettir.
O emaneti unutan, bereketini de kaybeder.
İnsanlar birbirine yakın, ama kalpler birbirinden fersah fersah uzak.
Sokaklar kalabalık, ama ruhlar bomboş.
Bir ceset gibi yürüyoruz şehirlerde; diri görünüp ölü kalmışız içimizde.
Çünkü ruhumuzu yitirdik.
İyiliğin anlamını, vefanın gücünü, hatırlamanın bereketini unuttuk.
Bir toplumun çöküşü ekonomiden değil, vefasızlıktan başlar.
Zira vefasızlık bir milleti içten çürütür; adaleti bozar, sevgiyi tüketir, insanlığı kurutur.
Kıssadan Hisse
Rivayet ederler ki:
Bir derviş, yıllarca bir köyde insanlara iyilik eder dururmuş.
Yoksula ekmek, hastaya şifa, garibe dua...
Bir gün biri çıkmış: “Bu derviş büyü yapıyor!” demiş.
Halk inanmış, taşlamış dervişi.
Derviş sessizce köyü terk etmiş.
Aradan yıllar geçmiş; köyde kuraklık başlamış.
Ne yağmur yağmış, ne bereket kalmış.
Köyün yaşlıları toplanmış, düşünmüş:
“Biz nerede hata yaptık?”
İçlerinden biri sessizce fısıldamış:
“Vefayı unuttuğumuz gün, rahmeti kaybettik.”
Vefa bir borç değildir; bir karakterdir.
İyiliğin karşılığı sadece bilmek ve samimi olmaktır; kulluk veya karşılık beklemek değildir.
İyiliğin karşılığı teşekkür değil, hatırlamaktır.
Dostu, emeği, gönlü unutan, aslında kendi ruhunu kaybeder.
Ve unutma: ruhun kayıp anahtarı vefadır.
“Vefasızlık, insanın kendi iç dünyasını da çoraklaştırır.”
Vesselam...
