Bir yıl daha bitmek üzere.
Takvimler sona yaklaşırken, hayatın yükü hafiflemedi. Türkiye bu yılı tablolarla değil; hissedilenlerle kapatmaya hazırlanıyor. Açıklanan rakamlarla yaşanan gerçeklik arasındaki mesafe, hiç bu kadar görünür olmamıştı.
Bu yılın en baskın duygusu yorgunluk oldu.
En çok da emekliler için… Bir ömrü çalışarak geçirmiş, üretmiş, kimseye yük olmamaya özen göstermiş insanlar için. Açıklanan maaş artış oranları var; inkâr eden yok. Ama mesele artık oran değil, karşılık. Çünkü zam var, fakat ferahlık yok.
Rakam yükseliyor, hayat daralıyor.
Emekli, bu yıl ilk kez bu kadar açık şekilde şunu hissetti:
“Geçim, benim sorumluluğum olmaktan çıktı; bir mücadeleye dönüştü.”
Pazarda etiketler değişirken maaş yerinde sayıyormuş gibi geliyor. Eczanede, faturada, mutfakta aynı soru dönüp duruyor:
“Bir şeyleri eksiltmeden bu ay nasıl tamamlanır?”
Bu, matematikle anlatılacak bir duygu değil. Bu, insanın içini sessizce yoran bir hâl.
Türkiye’nin artıları elbette var.
Bu ülke hâlâ güçlü. Üretiyor, ayakta duruyor, zor bir coğrafyada denge kurmaya çalışıyor. Yapılan işler, atılan adımlar küçümsenemez. Ancak hayatın içine dokunmayan hiçbir başarı kalıcı olmaz. Çünkü insanlar artık duyduklarına değil, hissettiklerine inanıyor.
Eksiler ise sessizce büyüdü.
Sabit gelir, hareketli hayata yetişemedi. Gelir dağılımındaki mesafe açıldı. Gençler umutlarını erteledi, emekliler yıllarca verdikleri emeğin değerini sorgular hâle geldi. Kimse bağırmıyor belki ama bu sessizlik memnuniyetten değil; yorgunluktan.
Edirne, bu tablonun sakin ama berrak bir yansıması.
Büyük krizler yok, büyük sevinçler de… Esnaf temkinli, emekli hesaplı, gençler kararsız. Şehir ayakta ama beklemede. Bir şeylerin değişmesini istiyor; yüksek sesle değil, derinden. Edirne konuşmuyor belki ama çok şey anlatıyor.
Yeni yıla girerken temennimiz büyük sözler değil.
Biraz daha hoşgörü…
Biraz daha vicdan…
Birbirini duymaya, anlamaya biraz daha istek…
Çünkü bazen bir maaş artışından önce,
insanı ayakta tutan bir hâl hatırdır.
Bazen bir rakamdan önce,
yükü hafifleten şey bir anlayıştır.
Bu ülkenin insanı sert değil; yorgun.
Mucize beklemiyor.
Sadece yıllarca verdiği emeğin karşılığını hissetmek,
yaşadığı hayatta biraz olsun rahat nefes almak istiyor.
Yeni yıl; eksilten değil toparlayan,
yıpratan değil onaran,
insanı rakamdan önce gören bir yıl olsun.
Sessizliğin yerini anlayışın,
yorgunluğun yerini umudun aldığı bir yıl…
Vesselam…