Edirne’de kulisler hızlanıyor.
Kasım yaklaştıkça telefonlar daha sık çalıyor, görüşmeler uzuyor, masalar çoğalıyor. Gruplar konuşuluyor, isimler tartılıyor, destekler hesaplanıyor. Herkes bir yerden söz almaya, bir başka yerden güç toplamaya çalışıyor.
Bunda şaşılacak bir şey yok.
Seçim yaklaşınca herkes kendi hesabını yapar.
Ama seçim dönemlerinde insanın dikkat etmesi gereken başka bir şey vardır:
Görünenle gerçek, her zaman aynı mıdır?
Bugün yanınızda görünen gerçekten yanınızda mı?
Size söz veren, o sözü kendi adına mı veriyor?
Yanınızda duranların tamamı aynı düşüncede mi?
Yoksa bazıları sizinle birlikte görünürken, başka ihtimalleri de sessizce hesabında tutuyor olabilir mi?
Bunları sormak kimseyi suçlamak değildir.
Çünkü seçim dediğimiz şey biraz da insanı, çevresine yeniden bakmaya zorlar.
Bugün aynı masada oturanlar yarın başka bir masada olabilir.
Bugün verilen bir söz, birkaç hafta sonra yeniden değerlendirilebilir.
Bugün “kesin” denilen bir destek, sandık günü o kadar da kesin çıkmayabilir.
Daha önemlisi…
Bazen insanın yanında duranla, gerçekten yanında olan arasındaki farkı anlaması için sandığın açılmasını beklemesi gerekir.
Seçim zamanlarında yalnızca destek verenler olmaz.
Nabız yoklayanlar da olur.
Kim kimin yanında, kim ne düşünüyor, kim ne kadar güçlü, hangi grup nereye yakın…
Bunları anlamaya çalışanlar da çıkar.
Dolayısıyla sizinle aynı masada oturan herkesin sizinle aynı yerde durduğunu düşünmek ne kadar doğru?
Bunu en iyi sandık gösterir.
Bir de alkış meselesi var.
Her adayın çevresinde mutlaka alkışlayanlar bulunur.
Ne söylerseniz başını sallayan, ne yaparsanız doğru bulan, daha siz cümlenizi bitirmeden sizi onaylayan insanlar…
Elbette insanın hoşuna gider.
Ama alkışın sesiyle sandığın sesi aynı değildir.
Bazen en çok alkışlayan, en az destek veren olabilir.
Bazen en önde görünen, sandıkta başka bir tercih yapabilir.
Bazen de “Bu iş tamam” diyenler, işin hiç de tamam olmadığını en son fark eder.
Bu yüzden şakşakçıların sayısına değil, alkış kesildiğinde kimlerin hâlâ yanınızda olduğuna bakmak gerekir.
Çünkü gerçek destek, gürültü bittiğinde kendini gösterir.
Bugün alınan sözlerin de elbette bir değeri vardır.
Ama o sözün kime ait olduğunu bilmek gerekir.
Kişinin mi?
Grubun mu?
Yoksa sadece o anın heyecanının mı?
Bir kişinin verdiği sözle, çevresindeki insanların sandıkta vereceği karar aynı şey değildir.
Bu nedenle bugün yapılan hesapların üzerine biraz soru işareti koymakta fayda var.
Kulis başka, sandık başka.
Fotoğraf başka, tercih başka.
Söz başka, irade başka.
Ve belki de herkesin kendisine sorması gereken soru şu:
“Ben gerçekten destek mi topluyorum, yoksa destek topluyormuş gibi görünen bir kalabalığın içinde mi yürüyorum?”
Bunun cevabını bugün kimse kesin olarak bilemez.
Belki bazıları bildiğini düşünüyor.
Belki bazıları hesabını çoktan yaptı.
Belki bazıları seçimi şimdiden kazandığına inanıyor.
Ama seçimlerin değişmeyen bir tarafı var:
Sandık açılmadan hiçbir hesap tamam değildir.
Bugün sağlam görünen zemin yarın değişebilir.
Bugün yanınızda duran biri yarın başka bir karar verebilir.
Bugün size söz veren biri, yarın şartların değiştiğini düşünebilir.
Bu, seçimlerin olduğu kadar insan ilişkilerinin de gerçeğidir.
Bu yüzden adaylara naçizane bir tavsiye:
Çok konuşana değil, gerçekten ne yaptığına bakın.
Çok alkışlayana değil, sessizce çalışanlara güvenin.
Kalabalığa değil, iradeye bakın.
Çünkü seçimlerde insanı yanıltan çoğu zaman karşısındaki değildir.
Kendi çevresine olduğundan fazla güvenmesidir.
Ve belki de seçim dönemlerinin en tehlikeli cümlesi şudur:
“Bu iş tamam.”
Hayır…
Sandık açılana kadar hiçbir şey tamam değildir.
Çünkü bazı zeminler uzaktan sağlam görünür.
Üzerinde yürümeye başladığınızda ne kadar kaygan olduğunu anlarsınız.
Didar Refika Ulvi