İbrahim Yanık'ın Kaleminden
Armutlu’dan selam olsun…
Ben İbrahim Yanık.
Bugün yine Armutlu’ya bakacağız.
Ama yalnızca “ne olmuş?” diye değil…
Biraz da “neden olmuş, bundan sonra ne olacak?” diye soracağız.
Çünkü bir ilçeyi sevmek, yalnızca güzelliklerini anlatmak değildir.
Eksiklerini de söyleyebilmektir.
Yanlışını gördüğünde susmamaktır.
Ve en önemlisi, yarını bugünden düşünmektir.
Önce gündemden başlayalım.
Armutlu’da polisin “dur” ihtarına uymayan 17 yaşındaki ehliyetsiz bir sürücü yaşanan kovalamacanın ardından yakalandı. Olayın sonunda toplam 450 bin lira idari para cezası uygulandı.
Şimdi burada duralım.
17 yaşındaki bir çocuk neden direksiyon başında?
Araç kimin?
Aile bunun farkında mı?
Bu çocuk ilk kez mi araç kullanıyor?
Bunları yalnızca polis tutanağının konusu olarak görmemek gerekiyor.
Çünkü mesele bir ceza meselesinden çok daha büyük.
Mesele, çocuklarımızın güvenliği.
Ceza caydırır.
Ama bilinç, kazayı hiç yaşanmadan önler.
O yüzden ailelere de, topluma da, denetim mekanizmalarına da görev düşüyor.
Armutlu’da güvenliği konuşurken yalnızca trafik değil, geleceği de konuşmalıyız.
Çünkü Armutlu büyüyor.
Yaz aylarında nüfus artıyor.
İnsan geliyor.
Turist geliyor.
Yazlıkçı geliyor.
Peki altyapı bu büyümeye hazır mı?
İşte burada önemli bir gelişme var.
Mevcut Atık Su Arıtma Tesisi’nin kapasitesinin artırılması için çalışmalar yürütülüyor.
Bu, Armutlu açısından küçümsenecek bir iş değil.
Çünkü Armutlu’nun en büyük değerlerinden biri denizi.
Denizi koruyamıyorsanız turizmden söz etmenin de fazla bir anlamı yok.
Bugün yapılacak altyapı yatırımı, yarının Armutlu’suna bırakılacak en önemli miraslardan biridir.
Benim burada bir önerim var:
Arıtma tesisiyle birlikte düzenli deniz suyu ve çevre denetimleri de daha görünür hâle getirilmeli.
Vatandaş neyin ölçüldüğünü bilmeli.
Sonuçlar mümkün olduğunca kamuoyuyla paylaşılmalı.
Çünkü güven, yalnızca hizmetle değil, şeffaflıkla da oluşur.
Gelelim sağlığa.
Aile Sağlığı Merkezi yatırımı da Armutlu açısından önemli.
Çünkü Armutlu yalnızca yazın yaşayan bir ilçe değil.
Burada dört mevsim hayat var.
Burada çocuklar büyüyor.
Yaşlılarımız yaşıyor.
Esnafımız dükkânını açıyor.
İnsanlar sabah işe gidiyor, akşam evine dönüyor.
Dolayısıyla sağlık hizmetleri de mevsimlik değil, sürekli bir ihtiyaç.
Ulaşım da aynı şekilde…
Yolun iyileşmesi, seyahat süresinin kısalması elbette önemli.
Ama yol yalnızca asfalt değildir.
Yol, ekonomik hareketliliktir.
İnsan daha kolay geliyorsa, Armutlu’nun esnafı daha fazla kazanabilmeli.
Turist geliyorsa, bunun karşılığı ilçede kalmalı.
Yerel üretici bundan pay almalı.
Genç insan “Ben burada ne yapacağım?” diye düşünmemeli.
İşte benim asıl sorum burada:
Armutlu turizmden gerçekten ne kadar kazanıyor?
Sadece yazın kalabalıklaşmak yeterli mi?
Esnafın kazancı dört mevsime yayılabiliyor mu?
Yerel ürünler yeterince değerlendiriliyor mu?
Armutlu’nun adı, yalnızca denizi ve kaplıcalarıyla mı anılacak?
Yoksa kendi markalarını oluşturmuş, kendi hikâyesini anlatan bir ilçe mi olacağız?
Bence artık bu soruların zamanı geldi.
Çünkü Armutlu’nun turizm potansiyeli var.
Doğası var.
Denizi var.
Kaplıcası var.
Ama potansiyel, tek başına ekonomik değer değildir.
Onu doğru planlamak gerekir.
Ben olsam Armutlu için dört mevsim turizm planı hazırlanmasını isterim.
Doğa yürüyüşleri…
Bisiklet rotaları…
Yerel ürünler…
Gastronomi…
Kaplıca ve sağlık turizmi…
Kış aylarında ilçeyi canlı tutacak etkinlikler…
Bunların hepsi birlikte düşünülmeli.
Ve bütün bunlar yapılırken bir şeyi asla unutmamalıyız:
Armutlu’yu büyütürken Armutlu’yu kaybetmemeliyiz.
Çünkü beton çoğalırken doğa azalırsa, elimizde yalnızca kalabalık bir sahil ilçesi kalır.
Oysa Armutlu’nun asıl zenginliği zaten sahip olduğu doğadır.
Ormanlar da bu yüzden önemli.
Yaz aylarında yangın riskini hepimiz biliyoruz.
Armutlu’da daha önce yaşanan orman yangınları bize şunu gösterdi:
Yangın çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, çıkmadan önce hazırlıklı olmak da şart.
Yangın yolları…
Su kaynakları…
Erken uyarı sistemleri…
Denetim…
Vatandaş bilinci…
Bunlar yaz aylarında değil, yılın tamamında konuşulmalı.
Çünkü doğa bize ait değil.
Biz doğaya emanetiz.
Şimdi bütün bunların üzerine bir soru daha koyuyorum:
Armutlu’nun geleceğini kim planlıyor?
Belediye mi?
Kamu kurumları mı?
Esnaf mı?
Turizmciler mi?
Yoksa herkes kendi tarafından bakıp, kendi işini mi yapıyor?
Benim düşüncem çok net:
Armutlu’nun ortak bir gelecek planına ihtiyacı var.
Ben buna “Büyük Armutlu Masası” diyorum.
Belediye…
Kaymakamlık…
Esnaf…
Turizmciler…
Muhtarlar…
Sivil toplum kuruluşları…
Gençler…
Kadınlar…
Ve en önemlisi, Armutlu’da yaşayan vatandaşlar.
Herkes aynı masada oturmalı.
Sorunlar açıkça konuşulmalı.
Öncelikler belirlenmeli.
Takvim çıkarılmalı.
Ve yapılan işler vatandaşa anlatılmalı.
Çünkü şehir yönetmek yalnızca yol yapmak, bina yapmak, tesis yapmak değildir.
Şehir yönetmek, insanların yarınını düşünmektir.
Armutlu’nun bugününü konuşurken aslında yarınını konuşuyoruz.
Bugün attığımız her adım, çocuklarımızın yaşayacağı Armutlu’yu şekillendiriyor.
O yüzden benim derdim kimseyi övmek ya da kimseyi yermek değil.
Benim derdim Armutlu’nun kazanması.
Esnaf kazansın.
Genç kazansın.
Çocuklarımız kazansın.
Doğa kazansın.
Turizm kazansın.
Ve bütün bunların sonunda Armutlu kazansın.
Ben İbrahim Yanık.
Armutlu’dan bakıyorum.
Armutlu’yu dinliyorum.
Armutlu’nun sorunlarını, güzelliklerini ve beklentilerini yazıyorum.
Ve sormaya devam edeceğim:
Armutlu’da ne var, ne yok?
Ama bundan sonra soruyu biraz daha büyüteceğim:
Armutlu’da yarın ne olacak?
Çünkü bugün susarsak, yarının hesabını çocuklarımız verir.
Armutlu bizim evimiz.
Evin eksiklerini konuşmak ayıp değildir.
Asıl ayıp, eksikleri görüp hiçbir şey yapmamaktır.
Kalın sağlıcakla.