Bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçer, takvim değişir, nesiller değişir ama anlamı eksilmez.
Çünkü o tarih, artık yalnızca geçmişin değil, bir milletin ortak hafızasının parçasıdır.
30 Ağustos da böyledir.
Bir tarih olarak okunabilir.
Bir zafer olarak anılabilir.
Fakat biraz daha derine bakıldığında, orada bundan çok daha büyük bir anlam görülür:
Bir milletin kendi kaderine yeniden sahip çıkışı.
Bazen bir ülkenin kaderi, büyük cümlelerle değil, kararlı bir adımla değişir.
Bazen tarihin yönünü değiştiren şey, kalabalıkların gürültüsü değil; ne yapacağını bilen insanların sessiz kararlılığıdır.
30 Ağustos'un ardında da böyle bir irade vardır.
Yokluğun içinden varlık çıkaran…
Dağılmış bir umudu yeniden ayağa kaldıran…
Ve “bitti” denilen yerde yeni bir başlangıcın kapısını açan bir irade.
O yüzden 30 Ağustos'a yalnızca bir zafer günü olarak bakmak eksik kalır.
Çünkü zaferin kendisinden daha büyük olan, o zaferi mümkün kılan inançtır.
Bir milletin bağımsız yaşayabileceğine olan inanç…
Kendi toprağında kendi geleceğini kurabileceğine olan inanç…
Ve en zor zamanda bile yarınlara güvenebilme iradesi…
Bugün bizim gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz bayrak, işte böyle bir inancın gölgesinde dalgalanıyor.
Biz belki o günleri yaşamadık.
O meydanlarda bulunmadık.
O kararların verildiği gecelerde sabahlara kadar beklemedik.
Fakat bugün sahip olduğumuz özgürlüğün üzerinde, o günlerin imzası var.
İşte bu yüzden geçmişe yalnızca hayranlıkla bakmak yetmez.
Geçmişin bize bıraktığı sorumluluğu da görmek gerekir.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bize bırakılmış bir yönetim biçimi değildir.
Bir emanettir.
Ve emanet, duvarda asılı bir hatıra gibi seyredilmez.
Korunur.
Geliştirilir.
Geleceğe taşınır.
Bunun yolu da yalnızca büyük sözlerden geçmez.
İşini dürüst yapmakla başlar.
Hakkı gözetmekle devam eder.
Çalışmakla, üretmekle, öğrenmekle, birbirine saygı göstermekle büyür.
Bir çocuğun iyi eğitim almasını istemek…
Bir gencin geleceğe umutla bakmasını sağlamak…
Bir ülkenin bilimde, sanatta, ekonomide daha ileriye gitmesi için çaba göstermek…
Bunların her biri, zaferin bugüne uzanan sessiz devamıdır.
Çünkü bir milletin kazandığı en büyük zafer, yalnızca düşmanını yenmesi değildir.
Kendisinden sonraki nesle daha güçlü bir ülke bırakabilmesidir.
Bugün 30 Ağustos.
Başımızı göğe kaldırıp bayrağa baktığımızda, yalnızca bir renk görmeyelim.
O bayrağın altında yaşamanın bize yüklediği sorumluluğu da hatırlayalım.
Ve kendimize şu soruyu soralım:
Bize bırakılan bu emanete biz ne katıyoruz?
Belki 30 Ağustos'un bugün bize söyleyebileceği en anlamlı söz budur.
Geçmiş, bize gurur verebilir.
Ama gelecek, bizden emek ister.
Dün büyük bir zafer kazanıldı.
Bugün ise o zaferin anlamını yaşatmak bizim elimizde.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve İstiklal Mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Onların bıraktığı bu güzel vatanın göğünde bayrağımızın, gönlümüzde bağımsızlık duygusunun, yarınlarımızda Cumhuriyet'in ışığının eksilmemesi dileğiyle…
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Vesselam.