Edirne’nin her sokağında bir kepenk hikâyesi var!
Kimi sabahın köründe umutla açar dükkânını, kimi borç defterine bir çizgi daha ekler.
Ama belli ki bazıları o çizgileri görmezden geliyor!
Görmek istemiyor, duymak istemiyor, anlamak istemiyor!
Soruyorum size:
Bu koltuklar ne zamandan beri babadan oğula geçen bir miras oldu?
İki dönem, üç dönem, beş dönem…
Hizmet makamı değil, taht mı sandınız?
Burası babanızın çiftliği değil!
Ama bazıları sandalyeyi krallık koltuğu gibi taşımayı alışkanlık hâline getirmiş!
Hizmet etmeyi bırakın, hükmetmeyi tercih etmişsiniz!
Edirne Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği…
Adında birlik var, ama o birlik sanki sadece birkaç kişinin oyun alanı olmuş!
Yıllardır aynı yüzler, aynı cümleler, aynı boş söylemler:
“Gerekeni yapıyoruz.”
Peki o “gereken” nedir?
Kimin için yapılıyor?
Kim fayda gördü?
Kim kepengini yeniden açtı?
Cevap yok, çünkü siz gerçekten hizmet etmiyorsunuz!
Ve bir de şu maaş meselesi var:
Kriz var, esnaf siftahsız günü kapatıyor,
Ama bazı odaların borçları boyunu aşmış,
Buna rağmen maaşlarınız tıkır tıkır yatıyor!
Ne yapıyorsunuz orada?
Masa mı satıyorsunuz, sandalye mi, arşiv mi?
Yoksa esnafın alın terini mi yiyorsunuz?
Ve asıl mesele:
Neden bu birliğin başı Edirne merkezden çıkamıyor?
Merkezde akıl mı tükendi, cesaret mi bitti?
İlçelerden gelenler değerli elbette, ama bu artık tesadüf değil, alışkanlık!
Merkezdekiler mi korkuyor, yoksa sessizliği tercih ediyor, “aman düzen bozulmasın” mı diyor?
Ama unutmayın: Sessizlik her zaman saygı değildir!
Bazen korkunun, bazen bıkkınlığın adıdır!
Edirne esnafı artık sabrının sonuna geldi!
Koltuklar değişmeden çarklar dönmez!
Çarklar dönmeden şehir büyümez!
Yeter artık!
Birileri o koltukların ayaklarını çınar kökü sanmayı bırakacak!
O koltuklar kimsenin tapulu malı değil!
Emanettir ve emanete ihanetin bedelini tarih soracaktır!
Bir özlü sözle bitireyim yazımı
“Gerçek güç, koltukta değil, hizmette ölçülür; unutanlar tarih önünde hesabını verir, ama hizmet edenler şehrin kalbinde yaşamaya devam eder.”
Vesselam...