Kurak Nefesler

Ali Kutlu

28-08-2025 23:15

Kurak Nefesler

Süloğlu’nun Yağcılı Göleti kurudu. Bir göletin ölümü, belki birkaç köylünün gündelik telaşını etkiliyor gibi görünebilir. Ama bu aslında Edirne’nin –hatta Trakya’nın– geleceğinin susuz bir avuç toprağa gömülmesidir.

Bir zamanlar çocukların serinlediği, çiftçinin umudunu suladığı o gölet, şimdi çatlamış toprakların arasında sessiz bir mezara dönüştü. Toprak susadı, ağaç susadı, insan susadı… Ama en çok vicdanlarımız kurudu.

Kuraklık artık uzak diyarlardan gelen bir masal değil; kapımızın önünde duran çıplak bir gerçek. Bugün Yağcılı, yarın Tunca, öbür gün Meriç… Nehirlerimiz, göletlerimiz ve sonunda hayatımız. Şehrimiz, festival afişleriyle değil, içinden geçen nehirlerin can suyuyla ayakta kalır.

Şehirde boşuna akan sular, sessiz bir hüküm gibi akar toprağın ve vicdanın üzerinden; önlem alınmazsa, bu damlalar sadece kuruyan göletleri değil, gelecek kuşakların hafızasında unutulmaz bir eksikliği de yazacaktır.

Ama suyun çekilmesi sadece başlangıç. Asıl tehlike insanların buna alışması. Sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi yaşamamız. Bir göletin kuruması manşetlerde üç gün kalıyor; ama hayatımızda asla. İşte bu umursamazlık, kuraklığın en sinsice sinsisi.

Toprak çatladıkça, sesini duyuyor muyuz? Her kırık çizgi, kaybolan bir damla, unutulan bir nefes… Bir çocuğun elinden kayıp giden su, bir çiftçinin umut dolu günlerini silip süpürüyor. Küçücük bir gölette yansıyan gökyüzü, artık yalnızca hayal olarak kaldı.

Ama Edirne’de sadece kayıp yok. Toprak nefes almak için direniyor. Devletin verdiği teşviklerle seralar yükseliyor, çiftçi yeniden toprağa sarılıyor. Modern seralar, kuraklığın ortasında açan yeşil umut filizleri gibi. Eğer doğru yönlendirilirse, Edirne toprağı yeniden nefes alabilir.

Ve işte burada bir gerçek var: bir şehir susuz kalınca önce toprağı ölür, sonra kültürü, sonra da insanı. Bir şehir, sadece manzarası güzel diye var olmaz; tarihe, suya ve toprağa sahip çıkmazsa, ayakta kalamaz. Çocuklarımız bu şehri bir tarih kitabının sararmış sayfalarında görecekse, sorumluluk bizim.

Ama hâlâ zaman var. Bir damlayı bile israf etmez, doğayı korur, suyun kıymetini bilirsek… yarın hâlâ bir bardak su içebiliriz. Yoksa bardakla tartılan hayatın tadı tuzlu olur, kahvesi de acı.

Bazen düşünüyorum, Edirne’de göletler kurudu, seralar yeşeriyor… Ve biz hâlâ “Edirne’nin havası güzel” diyerek balkon keyfi yapıyoruz. İşte bu tam bir paradoks; belki de Edirne’nin mizahı, en kurak anında açan tek çiçek.

O yüzden soruyorum: Bir göletin kurumasına mı üzülelim, yoksa suskunluğumuza mı?

Göletler sessiz, nehirler uzak,
Toprak çatladı, gökyüzü hırçın,
Her nefes kırgın, her yaşam kırık,
Edirne ağlıyor, sessiz ve derin.

Her damla su, bir hikâye anlatır. Kayıp bir gölette yansıyan güneş, bir zamanlar çocuğun kahkahasıydı; her kurumuş dere, unutulan umutları fısıldar. Asıl kayıp, insanının umursamazlığı ve vicdanının susmasıyla başlar. Her damla suyun ve her nefesin kıymeti bilinmezse Edirne, sessiz bir uyarı olarak geçmişten geleceğe fısıldayan çığlıklarla dolup taşacaktır.

Vesselam.

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00