Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit

Ali Kutlu

03-01-2026 20:14

Bazı hakikatler vardır ki insanın karşısına kalabalık meydanlarda çıkmaz, yüksek sesli tartışmaların arasında kendini duyurmaz; aksine, gürültünün azaldığı, kelimelerin ağırlaştığı, insanın kendi iç sesini duymaya başladığı anlarda belirir ve çoğu zaman bir dostla yan yana oturup susabilmeyi başaranların dünyasında anlam kazanır.
Bugün işte böyle bir hasbihalin içindeyiz; aceleye gelmeyen, hüküm dağıtmayan, sadece anlamaya niyetli bir sohbetin içinde…

Karşımda bir dost var.
Söze girmek için fırsat kollamayan, cümleleri bölmeyen, itiraz etmeyi değil dinlemeyi bir erdem sayan bir dost.
Bu çağda belki de en çok eksilen şey bu: Dinlemek.
Ve belki de bu yüzden, söze buradan başlamak gerekiyor; çünkü insanın ne söylediğinden çok, neyi duyabildiği ele verir kimliğini.

Eskiler “bir lokma bir hırka” derken yoksulluğu kutsamıyordu; aksine, insanın neye sahip olursa olsun haddini bilmesi gerektiğini hatırlatıyordu.
Bu söz, azla yetinmenin romantik bir övgüsü değil; ölçüyü kaybetmemiş bir hayatın vakarını anlatıyordu.
İnsan, imkân bulduğunda taşmamalıydı; gücü arttığında başkasını ezmeye heveslenmemeliydi.

Bugün dönüp baktığımızda lokmalar büyüdü, hırkalar çoğaldı, imkânlar genişledi; fakat insanın iç dünyası daraldı.
Eşyası arttıkça edebi azalan, gücü çoğaldıkça merhameti zayıflayan bir insan tipi çıktı karşımıza.
Her şey var ama ölçü yok.
Her imkân mevcut ama sınır unutulmuş.

Dostum sessizce dinliyor.
Çünkü bazı meseleler karşılıklı konuşarak değil, vicdanla taşınarak anlaşılır.
Bu da ancak susmayı bilenlerin harcıdır.

Bir zamanlar edep, insanın üzerinde taşıdığı en ağır ama en şerefli yüktü.
İnsanı ayakta tutar, sözünü tartar, adımını yavaşlatırdı.
Şimdi ise ilk terk edilen değer oldu.
Sözler hoyratlaştı, bakışlar sertleşti, kalpler sabırsızlandı.
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor; herkes haklı ama kimse mahcup değil.
Oysa eskiden bir dostun yanında susabilmek, başlı başına bir terbiyeydi.

Modern insan, kendini olduğundan büyük sanıyor.
Her şeye gücünün yeteceğini, her doğruyu kendisinin belirleyebileceğini, hatta hesap vermeyeceğini düşünüyor.
Oysa unuttuğu bir gerçek var ve bu gerçek değişmiyor:
İnsan, nerede olursa olsun, hangi makamda durursa dursun, önce aciz bir canlıdır.
Bir nefese, bir lokmaya, bir damla suya muhtaçtır.
Ve her şeyden önce Allah’ın merhametine muhtaçtır.

Dostum bu noktada başını öne eğiyor.
İşte tam orada anlıyorum:
Bu sitem yalnızca bana ait değil.
Bu, hâlâ incinebilen insanların ortak yükü.

Sonra soruyor:
“Bunca yozlaşmanın içinde hâlâ umut var mı?”
Soru kısa ama taşıdığı ağırlık büyük.
Bir an susuyorum; çünkü bazı cevaplar aceleye gelmez.
Sonra şunu söylüyorum:
Ümit, çağın gürültüsüne bakarak değil; hâlâ insan kalabilenlere bakarak taşınır.

Evet, sitemliyim.
Çünkü kibir bağırıyor, tevazu ise kendine yer arıyor.
Yanlışlar savunuluyor, doğrular alay konusu ediliyor.
Ama buna rağmen ümidimi kaybetmiş değilim.

Çünkü bir lokma bir hırka hâlâ yaşıyor.
Bir annenin duasında,
bir işçinin alın terinde,
ve böyle sessiz dost sofralarında…
Gösterişsiz, iddiasız ama sahici.

İnsan tamamen kaybolmaz.
Sadece bazen yolunu şaşırır.
Hatırlatmak gerekir; bağırarak değil, kırarak hiç değil.
Bir dostun gözünün içine bakarak, üstten konuşmadan, insanı incitmeden…

Ama artık şunu açıkça söylemenin zamanı gelmiştir:
Bu çağın en büyük yanlışı, insanın kendini merkez sanmasıdır.
Her şeyi bilen, her şeye yeten, hesabı başkasına bırakan bir kibir hâli…
Oysa insan, tarih boyunca ne zaman haddini unuttuysa, önce edebini kaybetmiş, sonra yönünü.

Bir lokma bir hırka, bugün bize fakirliği değil;
ölçüyü, sınırı ve sorumluluğu hatırlatmak için vardır.
Her şeyi yapabilecek imkâna sahipken, her şeyi yapmamayı seçebilecek bir ahlâkı anlatır.
Çünkü insan olmak, gücü eline geçirince taşmak değil; gücü varken bile taşmamayı bilmektir.

Unutulmamalıdır ki insan, ne kadar yüksekten konuşursa konuşsun,
toprağa en yakın duran yine ayaklarıdır.
Ve bir gün herkes, yükselttiği seslerden değil;
sustuğu yerlerden, görmezden geldiği yanlışlardan, geri durması gerekirken durmadığı anlardan hesaba çekilecektir.

Bu yazı bir sitemdir.
Ama aynı zamanda bir çağrıdır.
Herkese değil belki;
ama hâlâ içi sızlayanlara,
yanlış gördüğünde susamayanlara,
edebi eski bir kelime sanmayanlara…

Çünkü insanlık, büyük cümlelerle değil;
küçük ama doğru davranışlarla ayakta kalır.
Bir sofrada elini önce geri çekebilmekle,
bir sözde haddini aşmamayı bilmekle,
bir dostun yanında susabilmekle…

Ve en önemlisi şunu unutmamakla:
İnsan ne kendine yeter, ne yalnız başına ayakta durur.
Her şey, Allah’ın merhametiyle anlam kazanır.
O merhamet çekildiğinde, en kalabalıklar bile insanı yalnız bırakır.

Eğer bugün hâlâ bir umut varsa;
o umut gürültüde değil, sessizlikte saklıdır.
Bir lokmada, bir hırkada,
bir dostun bakışında
ve hâlâ insan kalmaya direnen yüreklerdedir.

Gerisi gürültüdür

Vesselam...

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00