Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur?

Ali Kutlu

06-01-2026 20:11

Bazı şeyler vardır; dile gelmez ama her gün gözümüzün önünde durur ve biz bakmamayı öğrendiğimiz için görünmez hâle gelir; bir çocuğun sınıfta konuşmamayı seçmesi, teneffüste kalabalığın dışına itilmesi, göz göze gelmemek için başını öne eğmesi gibi… Ben tam olarak bu sessizlikten söz ediyorum, çünkü bu ülkede çocuklar birbirine zorbalık yaparken asıl gürültü, yetişkinlerin suskunluğundan yükseliyor.

Bir okul düşünün; duvarlarında değerler eğitimi afişleri, panolarında sevgi, saygı ve hoşgörü kelimeleri, girişinde “geleceğimiz burada yetişiyor” yazıları var ama o geleceğin tam ortasında bir çocuk, her gün başka bir çocuğun hedefi hâline geliyor; itilerek, alay edilerek, dışlanarak, yalnız bırakılarak ve bütün bunlar olurken “çocuklar arasında olur böyle şeyler” denilerek yavaş yavaş içe doğru kapanıyor.

Burada kimse bana “haberimiz yoktu” demesin; çünkü zorbalık gizli bir şey değildir, kendini belli eder, iz bırakır, davranışı değiştirir, çocuğun gözünü yere indirir, sesini kısar, yürüyüşünü değiştirir. Görmek için olağanüstü bir çaba gerekmez; görmek istemeyen bir bakış yeterlidir. Görmemek ise çoğu zaman bir eksiklik değil, rahata dokunmamanın bilinçli tercihidir.

Ve işin daha ağır tarafı şudur ki; aynı okullarda öğrenci kayırmanın fısıltı hâlinde değil, alışılmış bir düzen gibi dolaştığını, bazı çocukların her şartta korunurken bazılarının “idare eder” denilerek kendi hâline bırakıldığını bilen herkes, farkında olsun ya da olmasın, bu düzenin sessiz ortağı hâline gelir.

Ben buradan yetkililere sesleniyorum ama alışıldık bir dille değil; rica etmiyorum, süslü cümleler kurmuyorum, nezaketin arkasına saklanmıyorum:
İşinizi vicdanen, eksiksiz, gözünüzü başka yere çevirmeden yaptığınızı yüzde yüz söyleyebiliyor musunuz?
Yoksa denetimler dosyalarda tamamlanırken, çocuklar hâlâ aynı koridorlarda yalnız yürümeye devam mı ediyor?

Hijyen meselesine gelince…
Bir okulda sabun yoksa ama tutanak varsa,
tuvaletler kokuyorsa ama raporlar tertipliyse,
lavabolar kirliyse ama açıklamalar pürüzsüzse,
burada sorun imkân meselesi değil, ihmalin sıradanlaştırılmış hâlidir.
Temizlik yapılmıyordur belki ama açıklamalar tertemizdir; kâğıtlar düzenlidir, cümleler düzgündür, vicdan ise sürekli yarına bırakılmıştır.
Tahtanın kırık köşesi, sınıftaki eksik lamba, kütüphanedeki sayısız eksik kitap… Bütün bunlar görünmez ama çocuklar her gün onları hissediyor.

Bütün bunlara bir de kırık dökük kapılar eklenir; tam kapanmayan sınıf kapıları, kilidi tutmayan tuvaletler, itildiğinde daha çok açılan odalar… Kimse elini sürmez, çünkü “henüz tamamen kırık değildir”, çünkü ertelenebilir, çünkü bekleyebilir. Ama o kapıların ardında kalan çocuklar bekleyemez, onlar her gün biraz daha kırılır.

Ve tabii bir de okul kermesleri vardır; rengârenk afişleri, pastaları, balonları, süslü masalarıyla görünüşte ne kadar neşeli bir etkinlik gibi durur ama kim soruyor: Bu kermesin anlamı nedir, bu gelir nereye gidiyor, kimler kullanıyor? Çocukların katıldığı, velilerin destek verdiği, eğlenceli gözükmesi gereken bu etkinliklerde toplanan paralar çoğu zaman gizli bir defterin içine, yönetimin takdirine ya da belirsiz hesaplara kayar ve çocukların gözünden kaçan küçük eksiklikler, kırık kapılar, temizlenmeyen tuvaletler, eksik malzeme giderleriyle ilişkilendirilir mi bilinmez. Veliler kermese katılıyor, alkışlıyor, bağış yapıyor; ama kimse çocukların gözlerindeki yalnızlığı fark etmiyor. Görüyor musunuz, orada sessiz bir çığlık var, ama alkışlar onu bastırıyor. Ve o kermesten toplanan para… Kim bilir hangi köşeye saklanıyor, hangi eksiklikleri kapatıyor, hangi çocukların ihtiyaçları hâlâ göz ardı ediliyor; şeffaflık derken kimseyi görmüyor musunuz?

Bir okulda her gün aynı kapı gıcırdar; kapanmaz, korumaz, sahip çıkmaz ama ertelenir. Bir gün, zorbalıktan kaçan küçük bir çocuk, kalabalıktan saklanmak, alaydan kurtulmak için o kapının ardına sığınmak ister; kapı kapanmaz, çocuk da korunamaz. Sonra herkes aynı cümleyi kurar:
“Keşke daha önce fark etseydik.”
Oysa fark edilmiştir.
Sadece dokunulmamıştır.

Ben şunu çok iyi biliyorum: Hiçbir çocuk,
kırık bir kapının önünde,
kirli bir lavabonun başında,
sessiz bir koridorun ortasında
yalnız kalmayı hak etmez.

Ve yine biliyorum ki hiçbir yetişkin,
“bilmiyordum” diyerek,
“yoğunduk” diyerek,
“zaman olmadı” diyerek
yarından muaf tutulamaz.

Kıssadan hisse şudur:
Bir çocuğun sustuğu yerde aslında herkes konuşur;
ama o seslerin çok azı vicdandır.

Ve eğer bugün vicdan susuyorsa,
yarın bu sessizliğin hesabı
çok daha yüksek, çok daha rahatsız edici bir sesle sorulur.
Ve unutmayın, sessiz bir çocuk sadece sustuğunu sanır; aslında o sessizlik, bütün okulun, bütün sistemin aynasıdır.

Vesselam...

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00