Beş Dakika...

Ali Kutlu

17-11-2025 00:27

Beş Dakika...

Son zamanlarda küçük camilerimizin kapılarında dikkatimi çeken bir sessizlik var.
Bir vakitler ezanı beklerken açılan, huzuru daha içeri girmeden hissettiren o kapılar…
Şimdi çoğu yerde namaza sadece beş dakika kala aralanıyor.
Cemaatiyle nefes alan bu mekânlar, adeta bir son dakika telaşının içine sıkıştırılmış gibi.

Ve bazen daha vahim bir tabloyla karşılaşıyorum:
Görevli imam veya müezzin zamanında hazır bulunmuyor.
Mahalle sakinleri kendi aralarından namazı kıldırmak zorunda kalıyor.
Cemaat, görevin resmi değil, sorumluluğun içten geldiği bir ibadet hâline dönüşüyor.

Ben, ezana yaklaşırken camiye yürüyen insanların yüzünde aynı soruyu görüyorum:
“Neden kapı kapalı?”
Ve ben bunu açıkça soruyorum:

Müftü Bey… Bu halin hikmeti nedir?

Bir cami kapısının kapalı kalması sadece bir kapı meselesi değildir.
Bu, ruhun mekâna erişememesi, huzurun içeri sızamaması demektir.
İbadet, hazırlığıyla güzeldir; insan içeri girdiğinde nefesini toplar, gönlünü arındırır.
Ama kapı kapanmışsa, bu hazırlık da yarım kalır.

Durum sadece gecikme değil.
Bazı camilerde görevler gönülden değil, mecburiyetten taşınıyor.
Hoca veya müezzin gelmek zorunda, ama iş mekanik ve soğuk; sorumluluk çizgileri içinde sadece yapılması gereken görev yerine getiriliyor.
Cemaat ibadetini yaparken, görevli aceleci, ruhsuz ve gönülsüz hareket ediyor.
Hizmet değil, mecburiyetin gölgesi hâkim.
Bu, ibadetin ruhunu boğuyor ve camiyi sadece görev yeri hâline indiriyor.

Ve ilginç bir çelişki var ki kafamı kurcalıyor:
Bazı hocalar, mevlid ya da özel günlerde hiç aksatmıyorlar.
O zaman kapılar vakitinde açılıyor, görev titizlikle yerine getiriliyor.
Acaba o zamanlarda ek ücret mi veriliyor, fazla mesai mi sayılıyor?
Yoksa gönüller mi farklı çalışıyor?
Anlayamadığım bir durum bu…
Ama net bir gerçek var: ibadet, gönülden gelmediğinde eksik kalıyor.

Müftü Bey!
Kimseyi itham etmiyorum.
Ama ortada herkesin gördüğü bir tablo var:
Cami cemaate geç kalıyor.
Gönlü kırılan cemaatin yüzünde sorular büyüyor.

Görev aşkı bu kadar mı küçüldü?
Cami kapısını vaktinde açmak bile ağır geliyorsa, daha büyük sorumlulukları kim taşıyacak?

“Soru bir rica değil, bir sorumluluk çağrısıdır; cevabını bekliyorum.”

Bu şehrin insanı büyük bir şey istemiyor.
Bir kapının zamanında açılmasını, bir tebessümü, bir sıcak karşılamayı bekliyor.
Cami devlet dairesi değildir; mesai kavramına sıkışmaz.
Cami, ruhun evidir.
Ev dediğin misafirini kapıda bekletmez.

Sonuç açık: Geciken kapılar, geciken gönüller doğuruyor.

Ben Ali Kutlu olarak soruyorum:
Bu gecikme neden hâlâ giderilmiyor?
Ve daha önemlisi:
Gönüllere açılması gereken kapı neden hâlâ kilitli duruyor?

Belki bu küçük ayrıntı sizin gözünüzde önemsizdir.
Ama bu küçük ayrıntı, büyük bir meselenin gölgesini taşıyor:
Görev bilinci ile gönül bilinci arasındaki mesafe…

Ve tekrar soruyorum:
Namaz vakti geldiğinde, görevli gelmiyorsa, cemaat neden kendi sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor?
Mecburi hizmet, gönül hizmetinin yerini alıyorsa, ibadet nasıl tam olur?

Müftü Bey… İvedilikle cevap bekliyorum.

Vesselam...

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00