AYAR TUTMAYAN TERAZİ
Edirne merkezde araç muayenesine gitmek, bir işlemden çok bir ruh hâlidir.
Arabanı değil, sabrını sıraya alırsın.
Erken gidersin, sessizleşirsin, beklemeyi öğrenirsin.
Çünkü bilirsin: burada acele de etsen, itiraz da etsen değişen bir şey olmaz.
Tek yer vardır.
Tek kapı.
Tek uygulama.
Bu bir şikâyet cümlesi değil; bir tespittir.
Her ilde olduğu gibi Edirne merkezde de araç muayenesi tek noktadan yapılır.
Alternatif yoktur.
Karşılaştırma yoktur.
Ve alternatifin olmadığı her yerde, zamanla küçük bir şey olur: rahatlık.
Bu rahatlık, işin kendisine değil belki ama
işin üslubuna, tonuna, esnekliğine siner.
Gözlemlerime dayanarak söylüyorum.
Kimseye niyet okumuyorum.
Ama bazen bakışlar acele etmez,
sesler açıklama yapma ihtiyacı duymaz,
kurallar konuşur, insanlar susar.
Şimdi gelin, şu meşhur teraziyi birlikte tartalım.
Motor numarası…
Araç çalışıyor.
Numara orada.
Ama kirden, yağdan okunamıyor.
Sonuç: hafif kusur.
Üçüncü stop lambası…
Yanmadığında arkadan gelen sürücü sizi fark etmeyebilir.
Bu, trafikte saniyelerin konuştuğu bir meseledir.
Sonuç: ağır kusur.
Biri görünmeyen bir rakam,
diğeri görünmeyen bir ışık.
Biri evrakta kalır,
diğeri yolda karşılık bulur.
Vatandaşın kafasını kurcalayan da tam olarak budur.
Kurallar değil…
orantı.
Liste uzadıkça bu duygu büyür.
İlk yardım çantası yok: hafif kusur.
Reflektör yok: hafif kusur.
Plaka lambası yanmıyor: hafif kusur.
Geri vites lambası çalışmıyor: hafif kusur.
Yani karanlıkta geri geliyorsun, görünmüyorsun ama kusurun hafif.
Bu noktada kimse “kural yanlış” demiyor.
Ama herkes şunu düşünüyor:
“Bu hafiflik kime göre, bu ağırlık neye göre?”
Edirne merkezde tek olmanın etkisi tam da burada hissediliyor.
Başka bir muayene istasyonuna gidip
“orada nasıl yapılıyor” deme şansı yok.
O yüzden kararlar kesinleşiyor, yorumlar katılaşıyor.
Bu durum zamanla şuna dönüşüyor:
Kurallar uygulanıyor ama anlatılmıyor.
Karar veriliyor ama hissettirilmiyor.
Belki de sorulması gereken asıl soru şudur:
O kapının arkasında duranlar,
her gün yüzlerce insanın aynı sabırla beklediğini,
aynı cümleleri duymaktan yorulduğunu,
aynı kusur kâğıdıyla ayrıldığını fark ediyor mu?
Çünkü bir sistem, içeridekiler alıştıkça
dışarıdakiler için daha sert hissedilir.
Ve bazen en büyük kusur,
araçta değil,
alışkanlıkta oluşur.
Oysa vatandaş şunu bekliyor:
Bir bakış,
bir cümle,
bir açıklama.
Çünkü insan, kendisine ne yapıldığını değil;
neden yapıldığını bilmek ister.
Bu yazı bir hesaplaşma değil.
Bir hedef gösterme hiç değil.
Bu yazı bir öğüttür.
Çünkü her sistem, en çok tek kaldığında kendini denetlemelidir.
Rekabet dışarıdan gelir.
Ama denetim içeriden başlar.
Terazi orada duruyor.
Sağlam.
Resmî.
Ama ayar, her gün aynı hassasiyetle tutulmazsa
en doğru kural bile yanlış hissedilir.
Ve unutulmamalı:
Vatandaş muayeneye kusur aranmaya değil,
güven verilmeye gelir.
Kusur yazılabilir.
Kurallar uygulanabilir.
Ama üslup, güvenin kendisidir.
Edirne merkezdeki o tek kapıdan giren herkes,
aynı şeyle çıkmak ister:
“Beni dinlediler.”
Terazi biraz da bunun için vardır.