Alışmak!...

Ali Kutlu

30-12-2025 15:45

Bazı şeyler hayata zorla girmez; ne bir buyrukla gelir ne de açık bir tehditle kendini dayatır. Ahlaki çöküş çoğu zaman bir suçla başlamaz; küçük kabullerle, sessiz onaylarla, itiraz edilmeden geçilen anlarla ilerler. İnsan önce şaşırır, sonra olan biteni kendi içinde tartar, “şartlar böyleydi” ya da “başka türlüsü mümkün değildi” gibi cümlelerle kendine ahlaki mazeretler üretir ve en sonunda, farkına bile varmadan şu noktaya gelir: “Demek ki dünya böyle.”

Bu cümle bir tespit değildir; bu cümle, ahlaki yorgunluğun ilanıdır. Çünkü insan bu noktada artık neyin doğru olduğu sorusunu değil, neyin daha az yorucu olduğu sorusunu sormaya başlar. Doğru, yerini katlanılabilir olana bırakır; vicdan ise sesini kısmayı öğrenir.

Alışmak, yalnızca bir duruma uyum sağlamak değildir. Alışmak, insanın ahlaki iddiasını küçültmesidir. Vicdanın talep ettiklerini azaltmak, sorumluluğun sınırlarını daraltmak, “ben”in yükünü hafifletmek için kendi kendine açtığı bir geri çekilme alanıdır. Alışan insan sorgulamaz; sorgulamayan insan rahatsız olmaz; rahatsız olmayan insan ise artık iyiyi değil, zahmetsizi seçer. Ve zahmetsiz olan, çoğu zaman iyi değildir.

Bugün birçok mesele büyümüyor gibi görünüyorsa, bu meselelerin ahlaki bir ağırlığı olmadığı için değil; o ağırlığı taşımaya gönüllü insan sayısı azaldığı içindir. Sorunlar çözüme kavuşmuyorsa, çözüm üretilemediği için değil; doğruyu savunmanın bedeli ağır bulunduğu içindir. Yanlışlar çoğu zaman savunulmaz, çünkü savunmak yüzleşmeyi gerektirir; reddedilmez, çünkü reddetmek taraf olmayı gerektirir; tartışılmaz, çünkü tartışmak ahlaki bir pozisyon almayı zorunlu kılar. Bu yüzden yanlışlar yok sayılır ve yok sayılan her yanlış, bir süre sonra ahlaki olarak meşruymuş gibi davranılmaya başlanır.

Bu noktada suskunluk bireysel bir tercih olmaktan çıkar, toplumsal bir ahlak biçimi hâline gelir. İnsanlar susmayı erdem, geri çekilmeyi bilgelik, karışmamayı ahlaklılık zanneder. Oysa ahlak, karışmamayı değil, doğru ile yanlış arasındaki mesafeyi korumayı gerektirir. Bu mesafe kaybolduğunda, her şey griye dönüşür; gri olan da artık rahatsız etmez.

Cümleler bu yüzden yumuşatılır, anlamlar bu yüzden esnetilir, kelimeler bu yüzden törpülenir ve itirazlar zamana bırakılır. Oysa zaman ahlaki bir terazi değildir; doğruyu kendiliğinden ağırlaştırmaz. Çoğu zaman yanlışı kalınlaştırır, doğruyu ise sessizce aşındırır.

Toplumlar ahlaki çöküşü bir gecede yaşamaz. Bu çöküş, uzun süre itiraz edilmemiş doğruların yavaş yavaş anlamını yitirmesiyle olur. Kimse suçlu ilan edilmez, kimse yanlış yaptığını kabul etmez, kimse açıkça “ben yaptım” demez ama bir şeyler olur. Ve olan şeyler, tam da bu yüzden ahlaki olarak sahipsiz kalır. Geriye dönüp bakıldığında ortada ne bir fail vardır ne de hesap sorulacak net bir adres; çünkü herkes kendi payına düşen suskunluğu ahlaki bir gerekçeyle açıklamıştır.

Bu bir çağrı değildir, bu bir suçlama metni de değildir. Bu yalnızca şu gerçeği kabul etme cesaretidir: İnsan sustukça masum kalmaz; alışır. Ve alışan insan, zamanla doğruya değil, yanlışa dayanıklı hâle gelir.

Bir toplumun dili ahlaki olarak köreldiğinde önce kelimeler azalır, sonra anlamlar bulanıklaşır ve en sonunda itiraz etmek ayıp sayılmaya başlar. Günün birinde herkes aynı soruyu sorar: “Nasıl buraya geldik?” Oysa cevap karmaşık değildir. Bu noktaya büyük kırılmalarla gelinmez; tek bir kararla varılmaz. Buraya, küçük ahlaki tavizlerle, ertelenmiş vicdanlarla, görmezden gelinen doğrularla gelinir. Adım adım gelinir, sessizce gelinir. Ve en sarsıcı olan şudur: Buraya gelindiğinde, artık kimse gelindiğini fark etmez.

Vesselam...

DİĞER YAZILARI UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00