VEBAL

Ali Kutlu

07-05-2026 23:26

 

Edirne artık kendine kaçınılmaz bir soruyu sormalıdır:

Bu şehir neyi kutluyor, neyi kaybediyor?

Çünkü adına Hıdırellez denilen bazı görüntüler, artık ne kadim geleneğin taşıdığı ruhla ne de bu şehrin maneviyatıyla bağını korumaktadır. Bu bir yorum değil; giderek belirginleşen bir kimlik aşınmasıdır.

Hâlbuki bu şehirde Hıdırellez bir zamanlar başka yaşanırdı.

5 Mayıs akşamı mahalle aralarında ateşler yakılırdı.
İnsanlar o ateşin üzerinden üç kez atlardı; ağırlık gitsin, hastalık gitsin diye…

Gül dallarının altına para bırakılırdı.
Bereket niyetiyle…
Sabah alınır, bir yıl boyunca cüzdanda taşınırdı.

6 Mayıs sabahı gün doğmadan Tunca Nehri kıyısına gidilirdi.
Eller yüzler yıkanırdı.
Evlerin kapılarına yeşil dallar asılırdı.
Çünkü bu şehirde insanlar sadece eğlenmezdi; inanırdı.

Hıdırellez’in özü buydu: edep içinde sevinmek.

Zaten adı da bunu söyler.

Hz. Hızır ile Hz. İlyas’ın buluşmasına dayanan bu kadim gelenek; bereketin, şifanın ve umudun sembolüdür. Bir eğlence değil, bir maneviyat hâliydi.

Şimdi dönüp bugünkü görüntülere bakıldığında soru nettir:

Bu manzaranın neresinde Hızır vardır?
Neresinde edep vardır?
Neresinde bu şehrin payitaht şuuru vardır?

Sarayiçi sıradan bir alan değildir.
Orası Osmanlı’dan kalan bir izdir.
Devlet terbiyesinin şekillendiği bir mekândır.
Bir eğlence zemini değil, bir emanet alanıdır.

Ve bu şehir öyle bir şehir değildir.

Bu topraklarda şehit vardır.
Evliya vardır.
Sessiz ama ağır bir maneviyat vardır.

Edirne için söylenen “yerin altındakiler, üstündekilerden fazladır” sözü bir abartı değil; bir tarih şuurudur.

Şimdi açık konuşmak gerekir:

Bu şehrin kimliği yıllardır daraltılmakta, tek bir kalıba indirgenmektedir.

Selimiye Camii ile anılması gereken bir şehir, 9/8 ritimle sınırlandırılmaktadır.
Medeniyet çizgisi yerine tek bir eğlence kalıbı öne çıkarılmaktadır.

Ve buna “kültür” denilmektedir.

Hayır.

Bu kültür değildir.

Bu, çok katmanlı bir şehir kimliğinin tek bir yüzeye indirgenmesidir.

Edirne demek sadece Roman havası demek değildir.

Roman vatandaşlarımız bu şehrin bir parçasıdır; buna itiraz olamaz.
Ama bir şehri tek bir temsil üzerinden tanımlamak, gerçeğin eksik anlatılmasıdır.

Edirne’nin kendi türküleri vardır.
Kendi musikisi vardır.
Saray terbiyesi vardır.
İrfanı vardır.
Ağır bir şehir karakteri vardır.

Ama bugün ortaya çıkan tablo şudur:

Yarı çıplak görüntüler…
Ölçüsüz sahneler…
Edebi sınırların zorlandığı gösteriler…

Ve bütün bunların ortasında sessizlik…

İşte asıl mesele buradadır.

Çünkü mesele artık sadece organizasyon değildir.
Mesele, neye göz yumulduğudur.

Bu şehrin mührünü taşıyanlar artık susamaz.

Çünkü makam sadece temsil değildir.
Makam, bir şehrin namusunu ve tarih şuurunu koruma sorumluluğudur.

Eğer bir payitaht şehrinin kimliği korunamıyorsa, bu bir eksiklik değil; açık bir sorumluluk zafiyetidir.

Bugün Sarayiçi’nde ortaya çıkan görüntülerden sonra hâlâ “bu Edirne’ye yakışmıyor” denilemiyorsa, bu artık zevk meselesi değildir.

Bu bir idrak meselesidir.

Şehirler yollarla, yapılarla değil; taşıdıkları ruhla yaşar.

Ve o ruh zedeleniyorsa bunun adı nettir:

Vebal.

Bugün sessiz kalanlar bilmelidir ki;
sessizlik de bir kayıttır.

Ve tarih, sadece konuşanları değil, susanları da yazar.

Edirne sahipsiz değildir.
Bu şehir bir eğlence alanı değildir.
Bu şehir bir medeniyet merkezidir.
Bu şehir bir payitaht emanetidir.

Ve hiçbir kısa süreli alkış, hiçbir geçici kalabalık, bir şehrin kökünü temsil edemez.

Çünkü bazı şeyler vardır ki;

yanlış değildir…

vebaldir

Vesselam.

DİĞER YAZILARI Yarın… 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00