https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/c475538c3ef851205bb989049f56129a-2e0f86c3d8e49bd5487d.jfif
Emre Batu

“Sınav”

25-01-2026 19:13 526 kez okundu.

Geçen hafta bıraktığımız yerdeydik: müdâhinlik, yağdanlık ve kalemin vicdanla ilişkisi… Bugün ise işin başka yönlerini, çoğu zaman göz ardı edilen yüzlerini, sessizce ama kalıcı bir şekilde açmak istiyorum.

Bir şehirde sadece altyapı değil, kültür işleri de, eğitim projeleri de, sosyal yatırımlar da aynı kaderi paylaşır. Kimse fark etmez; çünkü görünmeyen işlerin değerini ölçmek kolay değildir. Ama müdâhin kalem için görünmeyen hiçbir şey yoktur: nerede bir boşluk, nerede bir sessizlik, nerede bir fırsat, hepsi not defterinde ayrı bir satırdır.

İnsanlar sabırla bekler; çünkü iş yapılacak, sorun çözülecek, yarın bir gün her şey rayına girecek diye umut eder. Müdâhinler ise sabrı hiç sevmez; sabır halk içindir, onlar için zaman ölçüsü **“telefonun çalacağı an” veya “övgü alacak yazının yayına gireceği an”**dır.

Bir proje başlar, aylarca kimse fark etmez, ses çıkarmaz. Ama iş tamamlandığında, ışıklar yanar, kalemler hazırdır: hemen eksik bulunur, yanlış gösterilir, bahane üretilir. İşin içinde gerçek yoktur; sadece hikâye vardır, pozisyon vardır, görünürlük vardır. Bugün öfkelenenler, dün aynı sahada tek bir müdahaleyi görmediğinde sessiz kalanlardır. Ve bu çelişki, şehirdeki alışkanlıklar gibi, yıllar içinde normalleşir.

Kalem, bu defa sadece bir araç değildir; sınavdır. Vicdan, tekrar tekrar tartılır. Yazıyı yazarken, yalnız başına, kimsenin alkışı veya onayı olmadan durmak gerekir. Müdâhinler bunu bilmez; onlar için kalem, rüzgârın yönünü ölçmek için bir çubuktur. Ve rüzgâr dindiğinde geriye sadece boş satırlar ve parlak yüzler kalır; ruhun izi kaybolur.

Bu şehir ne kazıdan, ne tozdan korkar; korktuğu, müdâhin kalemlerin geçici öfkesidir, ikbal uğruna bükülen cümlelerdir, kalıcı bir sorumluluğun olmamasıdır. Gerçek eleştiri sessizdir, sabırlıdır, bedel ödemeyi göze alır. Müdâhinlik ise hep hızlıdır, hep parlak, hep geçici.

Ve ben, bu yazıyı bir uyarı olarak değil, bir hesaplaşma olarak yazıyorum. Kalemim için, vicdanım için, ve yalnızca doğru bildiğimi söylemek için. Bugün yazdıklarım yarın birilerine fayda sağlarsa ne mutlu; ama asıl önemlisi, geriye döndüğümde yazdıklarımla yüzleşebilmek ve ikbal uğruna eğilmemiş olmaktır.

Şimdi başka bir cepheden bakın: sosyal projeler… Eğitim alanında atılan adımlar… Görünenler küçük, görünmeyenler devasa… Müdâhinler ise sessizlikten faydalanır; “çalışıyorlar” der ama gözlemlemez, takip etmez, eleştirmez. Ama proje tamamlandığında yine aynı kalemler sahnededir: “Eksik”tir, “yetersiz”tir, “bu kadar mı?”tır. Bugün öfkelenenler, yarın alkışlayanlar… ve döngü sürer.

Kalın Sağlıcakla

Emre Batu

Kalem, bana göre bir merdiven değil, bir sınavdır. Her yazı insana yeniden sorar: “Buna gerçekten inanıyor musun?” İşte o soruya hayır demeden, eğilmeden, müdâhinlikten uzak durmak… buna emek vermek gerekir. Ve bu şehir, böyle kalemlerin sayısı çoğaldığında, gerçekten değişir; görünmeyen değerler görünür olur ve geçici övgüler, parıltılar, sözde eleştiriler, kendi içlerinde eriyip gider.

Kalemin sınavı bitmez; her yeni yazı, her yeni olay, her yeni sessizlik onu yeniden çağırır. Bu çağrıyı duymazdan gelmek, sessiz kalmak kolaydır. Ama yazdıklarımızın, durduğumuz yerin ve elimizi titretmeden durduğumuz doğru çizginin bir gün şehir tarafından hatırlanacağını bilmek, tek başına değer taşır.

Neler Söylendi?