Bu ülkede garip bir rahatlık var. Bir şey oluyor ama kimse “oluyor” demiyor. Bakıyoruz, anlıyoruz, sonra hiçbir şey yokmuş gibi devam ediyoruz. Çünkü artık mesele yanlışın yapılması değil; yanlış yapılırken kimsenin kaşını bile kaldırmaması.
Eskiden ayıp vardı, şimdi “normal” var. Eskiden utanmak vardı, şimdi “idare eder” var. Bir şey söylendiğinde rahatsız olunuyorsa, sorun söylenen değil; rahatsızlığın kendisi oluyor. “Bu konuyu açmasak mı?”, “Şimdi sırası mı?”, “Büyütmeyelim…” Büyütmüyoruz; küçülte küçülte kendimizi de küçültüyoruz.
Kimse çıkıp açık açık “umurumda değil” demiyor. Zaten demesine de gerek yok. Davranışlar söylüyor, bakışlar söylüyor, sessizlik söylüyor. Bu bir bağırma meselesi değil; bu bir duymazdan gelme ustalığı.
Herkes her şeyin farkında ama farkında olmak uzun zamandır sorumluluk doğurmuyor. Çünkü sorumluluk zahmetli, konfor ise fazlasıyla ikna edici. Birileri her şeyi çok iyi biliyor ama bilmenin hiçbir bedeli yok. Bilip susmak, bilmeden konuşmaktan daha güvenli hâle geldi.
Garip olan şu: Kimse kendini kötü biri olarak görmüyor. Herkes makul, herkes ölçülü, herkes “orta yolcu”. Ama bu orta yol, nedense hep yanlışın yanından geçiyor. Aymazlık artık kabalıkla gelmiyor; gayet nazik, gayet sakin, gayet kendinden emin. Kimse bağırmıyor, kimse masaya yumruk vurmuyor ama yapılan şeyin yanlış olduğu da kimsenin umurunda değil.
Asıl küstahlık burada başlıyor. Yanlış yapılırken değil; yanlış yapılırken hiçbir şey olmuyormuş gibi davranılırken. Bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Bu ülkede birçok şey kötü olduğu için değil, rahatsız etmediği için devam ediyor. Rahatsız etmeyen yanlışlar, en kalıcı olanlar.
Kimse “ben yanlış yaptım” demiyor, kimse “burada durmamız gerek” demiyor. Herkes biraz yana çekiliyor, biraz idare ediyor, biraz görmezden geliyor ve adına olgunluk deniyor. Oysa bu olgunluk değil; alışma. En tehlikeli hâl de bu zaten. İnsan bir şeye alıştığında artık onun doğru olup olmadığını sormuyor, sadece devam ediyor.
Sonra yıllar geçiyor. Bir gün dönüp bakıyoruz ve “nasıl bu hâle geldik?” diye soruyoruz. Cevap karmaşık değil: Kimse bağırmadı, kimse itiraz etmedi, kimse “bu bana yakışmıyor” demedi. Herkes biraz sustu, biraz idare etti, biraz da başkasından bekledi. Ve bu “birazlar”, koca bir boşluk bıraktı.
Bugün hâlâ “bir şey olmuyor” sanıyoruz. Oysa olan şey çoktan oldu. Sadece biz, alıştık.
Kalın sağlıcakla,
Emre Batu
