https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/c475538c3ef851205bb989049f56129a-2e0f86c3d8e49bd5487d.jfif
Emre Batu

HAL...

24-12-2025 20:49 727 kez okundu.

 

Bir zamanlar alışveriş, bir yerden bir şey almak değildi.
Birinin yüzüne bakarak alınırdı ekmek.
Kasabın teraziyi biraz ağır tutmasıyla,
manavın poşetin dibine iki elma daha sıkıştırmasıyla,
bakkalın defteri sessizce açıp kapatmasıyla olurdu hayat.

Biz buna alışveriş demiyorduk.
Mahalle diyorduk.

O defterler paradan ağırdı.
Çünkü içinde güven vardı.
Bir ay sonra ödenecek paranın değil,
bugün aç kalmayacak bir ailenin yükü dururdu satır aralarında.
Kimse bunu erdem diye anlatmazdı.
Zaten erdem anlatılmaz, yaşanırdı.

Sonra büyük kapılar açıldı.
Işıkları hiç sönmeyen,
penceresiz ama parlak mekânlar.
Her şeyin bol, her şeyin aynı olduğu yerler.
Orada kimse kimseyi tanımazdı.
Tanımaya da gerek yoktu zaten.
Kart geçerdi, fiş çıkardı, mesele kapanırdı.

Biz buna ilerleme dedik.
Konfor dedik demiyorum;
çünkü bazı kelimeler herkesin ağzına yakışmaz.
Ama “kolaylık” dedik,
“zaman kazanmak” dedik.
Ve bir şeyi daha dedik ama yüksek sesle söylemedik:
“Buna alışırız.”

Alıştık da.

Mahalle bakkalı önce sustu.
Sonra kepengini biraz daha geç açtı.
Kasap eskisi gibi gülümsemedi.
Manav sabahın erken saatinde artık tezgâh kurmaz oldu.
Biz fark etmedik.
Çünkü fark etmek için bakmak gerekir.
Biz bakmıyorduk, vitrinlere bakıyorduk.

Oysa mahalle esnafı sadece mal satmazdı.
Mahalleye bakardı.

Kimin çocuğu hasta, kimin evi darda bilirdi.
Bir fiyat indirimi değil, bir omuz koyma hâliydi onlarınki.
Sessizdi, gösterişsizdi.
Ve bu yüzden kıymeti geç anlaşıldı.

O mahallede sadece bakkal yoktu.
Züccaciyeci vardı; bir çeyiz eksik kalmasın diye “sonra tamamlarsın” diyen.
Perdeci vardı; camın ölçüsünden önce evin hâlini soran.
Bebek ürünleri satan esnaf vardı;
yeni doğan bir canın masrafını bilir, fiyatı ona göre eğen.
Onlar da mal satmazdı aslında.
Hayatın içinden geçerlerdi.

Bir ev kurulurken, bir çocuk büyürken,
bir yuva ayakta kalmaya çalışırken sessizce orada olurlardı.

Şimdi geriye dönüp bakınca soruyu sormak gerekiyor:
Ne oldu da unuttuk?

Bir gün fark ettik ki,
alışveriş artık bizimle konuşmuyor.
Bize bakmıyor.
Bizi tanımıyor.
Sadece teslim ediyor.

Bir tıkla kapımıza gelen paketlerin içinde
ne bir hâl var,
ne bir hatır.

Sadece ürün var.
Ve biz buna razı geldik.

Bugün büyük yapılarla övünüyoruz.
“Ne kadar büyük, ne kadar modern” diyoruz.
Ama büyüklük her zaman güç demek değildir.
Bazen sadece mesafe demektir.
İnsanla insan arasına giren mesafe.

Ve şu soruyu sormadan edemiyor insan:
Yarın ne olacak?

Bir sabah uyandığımızda
alışveriş yapabilmek için
bir Fransız’a,
bir Alman’a,
bir İngiliz’e,
ya da bir İtalyan’a mecbur kaldığımızda
bunu hâlâ ilerleme diye mi anlatacağız?

Bu bir suçlama değil.
Bu bir uyarı da değil.
Bu sadece geç kalmadan bakma çağrısı.

Çünkü kaybettiğimiz şey sadece dükkânlar değil.
Birbirimizi kaybettik biraz.
Birbirimizin hâlini sormayı.
Bir deftere yazılabilecek kadar güvenmeyi.

Mahalle esnafı geri gelir mi, bilinmez.
Ama biz istersek,
onu tamamen unutmamayı seçebiliriz.

Bazen yolumuzu uzatıp
bildiğimiz dükkâna girmek,
bazen “borcu sonra konuşuruz” diyen sesi hatırlamak,
bazen sadece selam vermek.

Çünkü bazı şeyler parayla alınmaz.
Ama parayla kaybedilir.

Ve bu yazı,
bir şeyleri geri getirmek için değil,
tamamen kaybetmeden önce
bir an durmak için yazıldı.

Sessizce.
Kimseyi hedef almadan.
Ama herkesin kendine pay çıkarabileceği bir yerden.

Kalın sağlıcakla,
Emre Batu

Neler Söylendi?