https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/c475538c3ef851205bb989049f56129a-2e0f86c3d8e49bd5487d.jfif
Emre Batu

Alıştığın Şey, Artık Sen Oldun

04-01-2026 17:05 503 kez okundu.

Bu ülkede hiçbir şey birden olmuyor.
Zaten mesele de bu.
Bir gecede çökmedik, bir sabah uyanıp bu hâle gelmedik. Her şey yavaş oldu. O kadar yavaş oldu ki, kimse “dur” deme ihtiyacı hissetmedi. Çünkü acele yoktu. Çünkü yangın yoktu. Çünkü duman gözümüze girmiyordu.

Bir şeyler eksildi ama gürültüyle değil.
Önce ses kısıldı.
Sonra bakışlar kaçtı.
En son kelimeler yerini “boş ver”e bıraktı.

Kimse çıkıp “ben böyle bir yere razıyım” demedi. Ama herkes razıymış gibi davrandı. İşte asıl ustalık burada başladı. Bağırmadan, tehdit etmeden, kimseyi itip kakmadan; sadece olması gerekeni erteleyerek geldik buraya. Ertelemek, bu topraklarda en masum görünen ama en yıkıcı alışkanlıktır.

Yanlışlar artık rahatsız etmiyor.
Rahatsız etmediği için de yanlış olmaktan çıkmış gibi duruyor.
Bir şey canını acıtmıyorsa, ona “sorun” demiyorsun. Bir şey seni utandırmıyorsa, ona “ayıp” demiyorsun. Bir şey seni ayağa kaldırmıyorsa, yerinde kalmayı olgunluk sanıyorsun.

Herkes makul.
Herkes dengeli.
Herkes ölçülü.

Ama bu ölçü nedense hep vicdanın eksildiği yerde çalışıyor. Kimse sesini yükseltmiyor çünkü yükseltmeye değecek bir şey yokmuş gibi davranılıyor. Kimse itiraz etmiyor çünkü itiraz eden “abartıyor” sayılıyor. Bu ülkede en ağır ceza, yüksek sesle konuşmak değil; rahatsız edici olmaktır.

Bakıyoruz, görüyoruz, anlıyoruz.
Sonra hiçbir şey yapmıyoruz.
Çünkü yapmak zahmetli. Çünkü konuşmak yalnız bırakıyor. Çünkü susmak kalabalıkta tutuyor.

Bu bir korkaklık meselesi değil sadece.
Bu bir alışkanlık meselesi.
İnsan her gün biraz daha eğilince, bir süre sonra doğrulmanın garip geleceğini sanıyor. Dik durmak tuhaflaşıyor, itiraz etmek kabalık gibi duruyor, “burada bir yanlış var” demek ayıp sayılıyor.

Kimse kendini kötü biri olarak görmüyor.
Bu çok önemli.
Herkes iyi niyetli, herkes haklı gerekçelere sahip, herkesin anlatacak bir hikâyesi var. Ama bu hikâyelerin hiçbiri, ortaya çıkan sonucu sahiplenmiyor. Ortada bir hâl var ama bu hâlin faili yok. Herkes masum, ortalık bu hâlde.

Bir şeyler olurken sessiz kalanlar, kendilerini “tarafsız” sanıyor.
Oysa tarafsızlık, yanlış karşısında durulan bir yer değildir; yanlışın yanından çekilip geçen bir yoldur.
Ve bu yol çok kalabalık. Çünkü kimse yük almak istemiyor. Çünkü kimse bedel ödemek istemiyor. Çünkü bedel ödemeyen vicdan, daha rahat uyuyor.

Asıl sert olan şudur:
Kimse bizden kahramanlık istemedi.
Kimse canımızı ortaya koymamızı beklemedi.
Sadece bir adım geri durmamız, bir kelime eksik söylememiz, bir sessizliği bozmamız yeterliydi.

Ama onu da yapmadık.

Çünkü “şimdi sırası mı?” dedik.
Çünkü “büyütmeyelim” dedik.
Çünkü “her yerde böyle” dedik.

Her yerde böyle olabilir.
Ama biz burada yaşıyoruz.

Bir süre sonra insan fark ediyor: Bu ülkede birçok şey yanlış olduğu için değil, rahatsız edilmediği için sürüyor. Yanlışın en güvenli hâli, alışılmış hâlidir. İnsan alıştığı şeye karşı ayağa kalkmaz; sadece omuz silker.

Sonra yıllar geçiyor.
Bir gün dönüp bakıyoruz.
Ve o meşhur soruyu soruyoruz: “Nasıl bu hâle geldik?”

Cevap basit ama ağır:
Kimse yüksek sesle “bu bana yakışmıyor” demedi.
Kimse “burada duralım” demedi.
Kimse “ben buna ortak olmak istemiyorum” demedi.

Herkes biraz sustu.
Biraz idare etti.
Biraz da başkasından bekledi.

Ve beklenen o “birileri” hiç gelmedi.

Bugün hâlâ “bir şey olmuyor” sanıyoruz.
Oysa olan şey çoktan oldu.
Sadece artık canımızı acıtmıyor.
Çünkü alıştık.

Ve alıştığın şey,
artık sen oldun.

 

Kalın Sağlıcakla

Emre Batu

Neler Söylendi?