Bir şehrin kimliği meydanlarından önce vitrinlerinde görünür. Çünkü kamusal alan, bir milletin kendini nasıl tanımladığını en açık hâliyle ortaya koyar. Son günlerde şehir merkezinde artan yabancı dilde tabela ve fiyat yazıları meselesi bu yüzden basit bir ticari tercih olarak görülemez. Bu konu alışveriş kolaylığının ötesinde bir duruş meselesidir.
Elbette sınır şehrindeyiz. Elbette komşu ülkeden gelen insanlar olacak, alışveriş yapacak, ekonomiye katkı sunacak. Buna kimsenin itirazı yok. Ticaret pratiktir; müşteriyle iletişim kurmanın yolları vardır. Ancak vitrinin dili yalnızca ticari bir araç değildir. Vitrin sokağa bakar, sokak kamusaldır. Kamusal alanın asli dili ise bu ülkenin resmi dili olan TÜRKÇE’dir.
Bir Türk vatandaşı Almanya’ya gittiğinde o ülke vitrinini Türkçeleştirmez. İngiltere’de bir dükkân Türk müşterisi için ana tabelasını değiştirmez. Çünkü güçlü devletler kamusal dil konusunda tereddüt etmez. Misafir gelir, alışveriş yapar, memnun kalır; fakat ev sahibi kimliğini geri çekmez. Bizim de geri çekilmememiz gerekir.
Bu mesele herhangi bir dile karşı olmak değildir. Mesele TÜRKÇE’nin kamusal alandaki önceliğidir. Bir ülkede ana dil görünürlüğünü kaybetmeye başlarsa, bu kayıp sadece harf düzeyinde kalmaz; zamanla zihinsel bir alışkanlığa dönüşür. “Nasıl olsa geliyorlar” anlayışı, yerini sessiz bir kabullenişe bırakır. Oysa milliyetçilik öfke değil, özgüvendir. Kendi dilini kamusal alanda tartışmasız biçimde var kılmaktır.
TÜRKÇE bu topraklarda sadece bir iletişim aracı değildir; hafızadır, kültürdür, ortak duygudur. İnsan en derin acısını da en büyük sevincini de ana diliyle yaşar. Sokakta, çarşıda, meydanda önce TÜRKÇE görülmelidir. Bu, kimseyi dışlamak değil; ev sahibinin yerini bilmesidir.
Esnaf kardeşlerime sözüm nettir: Siz sadece ürün satmıyorsunuz; bu şehrin kimliğini temsil ediyorsunuz. Camınıza yazdığınız her kelime bu kentin özgüveni hakkında mesaj verir. Vitrinde önce ve belirleyici olarak TÜRKÇE yer almalıdır. Kamusal alanda tereddüt gösterilmemelidir. Dik durmak kimseye kapıyı kapatmak değildir; bu toprağın diline sahip çıkmaktır. Çünkü diline sahip çıkmayan toplum, zamanla kendine de yabancılaşır.
Kalın Sağlıcakla
Emre Batu
Ali Kutlu
KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA
Bahaddin Özbuğutu
SAVUNMA SANAYİİ. MİLLİ YERLİ TEKNOLOJİ.
Didar Refika Ulvi
Su, Toprak, İnsan: Edirne
Ali SUPHİ
Fikir Cesaret İster
Fatih Kutlu
Zorbalığa Karşı Güçlü Çocuklar
Ömer Faruk
Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri”
İbrahim YANIK
Ramazan Geldiğinde İnsan Kendine Döner