Bazı kalemler vardır...
Mürekkebi boldur.
Cümleleri uzundur.
Sesi yüksektir.
Ama bazen insan, yazılanlardan çok yazılmayanları merak eder.
Çünkü bir kalemin gerçek değeri, ne kadar sert yazdığıyla değil; ne kadar adil kalabildiğiyle ölçülür.
Herkesi eleştirmek kolaydır.
Zor olan, aynı aynayı kendi yüzüne de çevirebilmektir.
Çünkü insan başkasının yanlışını büyütebilir.
Ama kendi izlerine bakmak cesaret ister.
İşte tam burada karşımıza çıkar:
Tipitip...
Bir kişi değil...
Bir tavır.
Bir alışkanlık.
Bir yazı biçimi...
Her döneme uygun bir cümlesi bulunan, her gelişmeye göre yeni bir yorum üretebilen bir anlayış...
Dün söylediğiyle bugün söylediği arasında mesafe oluştuğunda bunu açıklamak yerine yeni bir hikâye yazmayı tercih eden bir tarz...
Çünkü bazı kalemler olayları takip etmez.
Olayların kendilerine uygun tarafını seçer.
Oysa gerçek kalem sahibi bilir ki...
Değişmek başka şeydir.
Dünya değişir.
İnsan değişir.
Fikirler gelişir.
Bunda hiçbir sorun yoktur.
Asıl mesele değişmek değil;
Değişirken geçmişte kurduğun cümlelere saygı duyabilmektir.
Çünkü dün yazdığın bir satır, bugün seni yargılamak için değil...
Sana sorumluluğunu hatırlatmak için vardır.
Bazı kalemler vardır...
Bir gün adalet arar.
Bir gün doğruluktan söz eder.
Bir gün kurumların önemini anlatır.
Ama sıra kendi yakın çevresine geldiğinde kelimelerin sesi biraz kısılır.
Çünkü insanın en zor sınavı, uzaktakilerin hatasını görmek değil;
Yakındakilere de aynı ölçüyü uygulayabilmektir.
Gerçek tarafsızlık burada başlar.
Gerçek kalem de burada değer kazanır.
Seçim dönemleri yaklaşınca şehirlerin sesi değişir.
İsimler konuşulur.
Kulisler oluşur.
Eski defterler açılır.
Yeni cümleler kurulur.
Bu, demokrasinin doğal akışıdır.
Ancak tam da böyle zamanlarda kalemin sorumluluğu daha da büyür.
Çünkü insanlar yüksek seslerden değil;
Güvenilir seslerden yön bulmak ister.
Bir kalem bazen kapılar açar.
Bazen de kapıların önünde bekler.
Ama her kapıda saygı görmek isteyen bir kalemin önce kendi duruşunu koruması gerekir.
Çünkü kalemin mürekkebi yalnızca başkalarının hikâyesini yazmaz.
Bir gün dönüp sahibinin hikâyesini de anlatır.
Eleştiri değerlidir.
Hatta demokrasinin nefesidir.
Ancak eleştiri ile önyargı arasındaki çizgi çok incedir.
Birinde toplum kazanır.
Diğerinde sadece tartışma büyür.
Bugün herkes konuşabilir.
Herkes yorum yapabilir.
Herkes bir cümle kurabilir.
Ama herkes iz bırakamaz.
Çünkü iz bırakmak için sadece kelime yetmez.
Dürüstlük gerekir.
Tutarlılık gerekir.
İnsanın kendisine de başkasına baktığı kadar cesaretle bakabilmesi gerekir.
Tipitip'in en büyük yanılgısı belki de şudur:
Her zaman son sözü kendisinin söylediğini sanması...
Oysa bazı cevapları insanlar vermez.
Zaman verir.
Çünkü zaman, bütün yazıları okuyan en tarafsız editördür.
Ne alkıştan etkilenir...
Ne eleştiriden korkar...
Sadece geriye ne kaldığına bakar.
Sonunda geriye ne kalır?
En sert cümleler mi?
En yüksek sesler mi?
En çok konuşulan tartışmalar mı?
Hayır...
Geriye insanın duruşu kalır.
Kalemin itibarı kalır.
Söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe kalır.
Çünkü gerçek kalem sahibi bilir:
Bir yazı günü kurtarabilir.
Ama sadece karakter, zamanı kazanır.
Ömer Faruk.