ZİYÂN
Tatlı Su Kurnazı…
Sana bu lakabı boşuna takmadım.
Bir şehrin nabzını tutması gereken bir kalem, rüzgâr nereden esiyorsa oraya eğilen bir dal parçasına dönmüşse, ona başka ne denir?
Senin cümlelerin hep aynı:
Rüzgâra bakarsın…
Kafileye bakarsın…
Sonra “tarafsızlık” maskesi takıp yelkenin şeklini değiştirirsin.
Cesaret yok, omurga yok, ilke yok.
Sadece talimatın geldiği kapıya göre yön değiştiren, gürültüsü çok kendi yok bir kalem tıkırtısı…
Ama belli ki bu yazı da, tıpkı öncekiler gibi, senin değil.
Cümlenin kokusu senin kaleminden değil; kulağına fısıldayanların nefesinden geliyor.
Sanki biri eğilmiş ve şöyle demiş:
“Valiyi parlat.
Filiz’i sıkıştır.
AK Parti’ye üç adım fazla iltifat koy.
CHP’ye azar azar dokundur.”
Sen de emir eri gibi kalemi eline almışsın.
Bilirsin…
Gönülsüz kalemin yazdığı yazı, sahibine değil; teslim alanlara aittir.
Bu yüzden yazdıkların senin değil, talimatın gölgesidir.
Valiyi göklere çıkarman mı?
Filiz Gencan’a satır arası iğnelemelerin mi?
CHP’ye şer, AK Parti’ye şeker dağıtan o ince ayarlı kelimelerin mi?
Yazdıkların bir fikir değil; kurgulanmış rol.
Hem beceriksizce…
Hem çıplak…
Hem de hiçbir yerinden zeka akmıyor.
Ve o son cümlen…
Filiz Gencan’a yönelttiğin üç kelime:
“Dalı kesmek.
Tabağı pislemek.
Nankörlük.”
Oysa bu üç kelime, senin niyetini ele veren tek yer:
Filiz’i hedefe koymanın en ucuz, en kestirme, en köhne yolu.
Tatlı Su Kurnazı…
Bu şehrin insanı senin satırlarının kimi hedef aldığını anlamayacak kadar saf değil.
Ama sen söylemeye cesaret edemeyecek kadar çekingen, ima ile saldıracak kadar alışkanlıklarına mahkûm…
Ben ise görüyorum.
O kelimeler Filiz Gencan’a yöneltilmiş açık bir suçlama zinciri…
Ve en çok da seni ele veriyor:
“Ben tarafsız değilim.
Ben özgün değilim.
Ben verilen metni yazarım.”
İşte senin yazının özü bu.
Bu yüzden bu yazının adı ZİYÂN.
Çünkü yazdıkların fikir değil, zaman kaybı.
Kalemin cesaret değil, emanet.
Üslubun edep değil, öğretilmiş imitasyon.
Ve en önemlisi:
Ziyan olan Filiz değil,
Ziyan olan sensin.
Senin kalemin.
Senin kişiliğin.
Senin omurgasızlığın.
“Ve sana son bir öğüt”, Tatlı Su Kurnazı…
Kalem dediğin şey bir şehrin vicdanıdır; sahibinin değil, halkın nefesini taşır.
Senin kalemin ise yıllardır başkalarının gölgesinde güneş arıyor.
Bir gün kendi cümleni kuracak cesareti toparlarsan, işte o gün gerçek bir yazar olursun.
Ama o güne kadar…
Rüzgâra göre konuşanların kaderi bellidir:
Kendi sesini duyduğunu sanırken,
Aslında kimsenin seni duymadığını fark etmezsin.