Hayat bana çok şey öğretti.
Ama en kıymetli derslerden biri şuydu:
İnsanların söylediklerine değil, söylemekten kaçındıklarına bak.
Çünkü herkes kendisi hakkında güzel şeyler anlatır.
Herkes kendi hikâyesinin kahramanıdır.
Herkes kendi aynasında kusursuzdur.
Asıl mesele, ışık altında anlatılanlar değil; karanlıkta saklananlardır.
Bazıları görünür olmayı değerli olmakla karıştırır.
Bazıları alkışı itibar zanneder.
Bazıları aynı cümleyi o kadar çok tekrar eder ki, sonunda kendisi de inanmaya başlar.
Oysa hakikatin böyle bir derdi yoktur.
Hakikat kendini anlatmaz.
Bekler.
Çünkü bilir ki vakti geldiğinde bir cümlesi, bin manşetten daha ağır gelir.
İnsanları rahatsız eden şey çoğu zaman söylenen sözler değildir.
Söylenmeyen sözlerdir.
Çünkü bazı gerçekler dile gelmez.
Not edilir.
Bazı meseleler tartışılmaz.
Bekletilir.
Bazı hesaplar ise unutulmaz.
Sadece zamanı gelene kadar sessiz kalır.
İnsan bazen konuşmaz.
Bilmediği için değil.
Bildiklerini harcamaya değmeyecek kadar sabırlı olduğu için.
Zaman sessizdir.
Ama sağır değildir.
Hayat yavaştır.
Ama unutkan değildir.
Gürültü çoğu zaman güçten değil, endişeden doğar.
Ve insan en çok, kendi bildiği şeylerden korkar.
Bu yüzden kimsenin telaşına ortak olmuyorum.
Kimsenin gürültüsüne de.
Ben kimseyi tarif etmiyorum.
Kimseyi suçlamıyorum.
Kimseyi işaret etmiyorum.
Zaten buna ihtiyaç da duymuyorum.
Çünkü bazı insanlar isimlerini duymadan da neden huzursuz olduklarını bilir.
Bazı vicdanlar, kendilerine tek kelime edilmeden de yerini bulur.
Ve bütün bunların arasında değişmeyen bir şey daha var:
İnsan, en çok kendi kurduğu cümlelerin altında kalır.
Bir gün gelir; yıllarca söylediği sözler, kurduğu imgeler, çizdiği portreler kendisine geri döner.
Fakat o zaman artık kelimeler konuşmaz.
Gerçeğin kendisi konuşur.
Bazı insanlar için hayat bir sahnedir.
Bazıları için ise sessiz bir muhasebe.
Ve sahnede ne kadar alkış olursa olsun, perde kapandığında herkes kendi gerçeğiyle baş başa kalır.
Ben acele etmiyorum.
Çünkü acele edenler genelde hikâyenin tamamını görmez.
Ben sadece biliyorum:
Bazı şeyler görünmez değildir, sadece sırası gelmemiştir.
Ve bazı isimler anılmaz, çünkü zaten hafızadadır.
Zamanın kimseye açıklama borcu yoktur.
Ama herkesin ona borcu vardır.
Günün sonunda herkes şunu anlayacak:
Sessiz kalanlar hiçbir şey bilmiyordu diye değil…
Her şeyi bildiği halde konuşmayı seçmediği için sessizdi.
Hakikat acele etmez.
Ama hiçbir randevusunu da kaçırmaz.