Kubbenin Gölgesinde Küçük Hesaplar
Selimiye…
Mimar Sinan’ın ustalık tacı, göğe yükselen dört minaresiyle yalnız Edirne’nin değil, bütün dünyanın gözbebeği. Böylesine kudretli bir mabedin restorasyon süreci hakkında kalem oynatmak elbette ciddiyet, bilgi ve kavrayış ister. Aksi hâlde kubbenin ihtişamı altında söylenen her söz küçülür, basitleşir.
Zaten 15 Eylül 2025 tarihinde bu konunun tüm detaylarıyla ele alındığını bilmeden aynı satır arası oyunları yapmak, ne yazık ki hem eksik hem sığ kalıyor. Takip etmek kolaydır; satır aralarına ince ince parlatmalar serpmek kolaydır. Ama üretebilmek, kendi kaleminden, kendi bilgi birikiminden yeni bir ışık yansıtabilmek marifettir. Keşke bazı kalemler yalnızca başkasının izinden yürümek yerine, kendi sözlerini de söyleyebilseydi. Maalesef görünen o ki, bu satır aralarında dolaşanlar, üretmek yerine tekrarın ve parlatmanın sığ oyunlarına mahkûm olmuş. Selimiye’nin kubbesi altında söylenen her söz, büyüklüğünü, cesaretini ve kavrayışını burada kaybeder.
Son günlerde kalem oynatan bazı yazılara bakıyorum. Satır aralarında açılan ince oyunlar…
“Belediye Başkanı sessiz, ama bilimsel bir hamleye hazırlanıyormuş.”
Ne hoş bir süsleme! Sanki Selimiye’nin 450 yıllık ihtişamı, UNESCO’nun titizliği, devletin vakıf geleneği ve yüzlerce bilim insanının emeği yetmezmiş gibi; bütün mesele bir köşe yazarının satır aralarında parlatılan küçük bir cümleye sıkışıyormuş gibi.
Filiz Gencan’ın böylesi ucuz övgülere ihtiyacı yoktur. Onu satır arasında “hamle yapacak” diye yüceltmeye kalkışmak, aslında küçültmektir. Bir belediye başkanı, kendi icraatlarıyla, duruşuyla ve vizyonuyla zaten görünür olur. Onu satır aralarında açılan kredilerle parlatmaya çalışmak, kendi yetersizliğinizi örtme çabasıdır.
Burada asıl mesele şudur: Devletin Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle yürüttüğü, kurullarda mimarların, hattatların, akademisyenlerin gece gündüz tartıştığı bir işi, siz hangi bilgiyle, hangi arşivle yönlendirmeye kalkıyorsunuz? Osmanlı arşivlerinde iz arayan, kayıp belgelerin peşine düşen, her satırını belgelere yaslayan bir tartışma ortada. Siz ise satır aralarında kurduğunuz ince cümlelerle yön tayin edeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Bir gerçek var: Selimiye Camii, yerel siyasetin vitrinine koyulacak bir süs değildir. Edirne’nin parke taşı döşer gibi dokunabileceği bir alan hiç değildir. Bu eser, devletin hafızasıyla, milletin ortak aklıyla, vakıf geleneğiyle yaşatılır. Köşe yazısı parantezleriyle değil.
Üstelik, daha önce bu konuyu işlendiğini bilmeden aynı iz üzerinden yürüyenlere şunu hatırlatmak isterim: Konuyu tekrar etmek sizi büyük yapmaz. Büyüklük, yeni bir söz söyleyebilmekte, yeni bir pencere açabilmektedir. Eğer buna gücünüz yetmiyorsa, bari satır aralarında küçük parlatmalarla gölge yapmaya kalkmayın.
Selimiye’nin kubbesi, göğe yükselen duaların ve iman ışığının ta kendisidir. Onun altında kaleminize düşen gölge, kavrayışınızın aynasıdır. Ve o gölgeye bakınca görüyorum: Bazı kalemlerin aklı, bu işlere kısa kalıyor.
Kısacası: Selimiye’nin ihtişamı karşısında herkes haddini bilmeli. Başkalarının işlediği konuları tekrar etmekle oyalanmak yerine, yeni söz söylemeyi, yeni fikir üretmeyi denemeli. Zira kubbenin gölgesinde kalan küçük hesaplar, göğe yükselen ilahi kudret ve iman ışığını asla gölgeleyemez.
Son söz olarak ta: Kubbenin altında açılan her küçük hesap, satır aralarına sıkıştırılmış her parlatma çabası, Selimiye’nin gerçek ihtişamının yanında, solmuş bir mum ışığından öteye geçmez.