Geceleri yaşayan, gündüzleri kaçıran bir alışkanlık yayılıyor sessizce. Perdeler kapanıyor, ekranlar açılıyor; zaman ise fark edilmeden akıp gidiyor. Bu bir tercih gibi görünse de çoğu zaman bir alışkanlığa, hatta bir kaçışa dönüşüyor.
Sanal dünyalar cazip. Hızlı başarılar, kolay kazanımlar, anlık tatminler… İnsana güçlü olduğunu hissettiriyor. Ama o his, ekran kapandığında yerini derin bir boşluğa bırakabiliyor. Çünkü gerçek hayat, sabır ister; emek ister; temas ister.
Geceye alıştıkça gündüz uzaklaşıyor. İnsanlardan uzaklaştıkça, hayatın kendisi de biraz silikleşiyor. Oysa bir bakış, bir sohbet, bir üretim; hiçbir sanal deneyimin veremeyeceği kadar gerçek ve kalıcıdır.
Bu bir suçlama değil. Sadece bir hatırlatma: Hayat, bekleyen bir şey değil. Yaşandıkça anlam kazanan bir süreç. Ve kaçırılan her gün, geri gelmeyen bir fırsat.
Belki de yapılacak şey çok büyük değil. Bir pencere açmak. Gün ışığını içeri almak. Ekranı biraz daha erken kapatmak. Çünkü gerçek hayat hâlâ orada, sabırla bizi bekliyor.
Hafızaya emanet.
ALİ SUPHİ