Edep Yoksulluğu Çağı: Sessiz Servetlerin Gölgesi

Ömer Faruk

30-10-2025 18:26

Edep Yoksulluğu Çağı: Sessiz Servetlerin Gölgesi

Bazı insanlar vardır…
Siyasete girmezden önce kapı eşiğinde bekler, ceketini iki kez düzeltir, saygıyla konuşur.
Ama bir gün bir koltuğa oturur…
O ceket genişler, o dil uzar, o yüz tanıdık olmaktan çıkar.

Edirne küçük bir şehir.
Burada servet gizlenmez, sadece utanma duygusu yavaş yavaş kaybolur.
Kimi siyasete girerken elinde defter taşırdı, şimdi bileğinde saatin markası konuşuluyor.
Kimi kirada otururdu, şimdi oturduğu evin bahçesine halk giremiyor.

Bir zamanlar “ben de sizin gibiyim” diyenlerin, bugün halkın gözünün içine bakarken bakışlarını kaçırmasının sebebi tam da budur.
Çünkü geçmiş, herkes için ağır bir yük olabilir; bazen en zor hesap, insanın kendi geçmişindedir.

Edep…
Bir vakitler bu şehrin en kıymetli süsüydü.
Şimdi çoğu zaman unutulan bir değer haline geldi.
Lüks arabaların camından halka el sallamak, vicdanı temize çıkarmaz.
Süslenmiş cümleler, içi boş niyetleri örtemez.

Artık makamlar değil, maskeler değişiyor.
Kimi halkın yanında görünmek için fotoğraf çektiriyor, ama halkın sesini duymamak için telefonunu sessize alıyor.
Kimi hâlâ “ben halktanım” diyor, ama halktan biri ona dokunmak istese, koruma refleksiyle geri çekiliyor.

Bunlar kişisel suçlamalar değil; bunlar bir dönemin aynası.
O aynaya bakan herkes kendi suretini görecek.
Kimin alnında ter, kimin cebinde hile var, Edirne’nin taşları bile bilir.

Bazı yüzler sonradan parlar, ama o parıltı ışık değil, çıkarın yansımasıdır.
Ve unutmamak gerekir: Her parlak yüz, gerisinde bir karanlık saklar.

Bugün belki kimse isim konuşmuyor, ama aynı soru hâlâ fısıldanıyor:
Bu kadar kısa sürede bu kadar nasıl değişilir?

Siyaset bir merdiven değil, bir terazidir.
Ve o terazi en çok karakteri tartar.
Kimi yükseldikçe hafifler, kimi yükseldikçe ağırlaşır.
Ama gün gelir, her ağırlığın hesabı yine bu şehirde sorulur.

Edirne’nin sabrı geniştir, ama taşlar her şeyi hatırlar.
Kimi gölgeler, uzun yıllar boyunca sessizce bekler; kimi parıltılar ise kendi karanlığını saklamaya devam eder.
Ve şehir, her adımı, her bakışı, her gülümsemeyi not eder.
Bazı sırlar ise, yalnızca zaman geldiğinde ortaya çıkar…

DİĞER YAZILARI BUĞDAY AMBARI 01-01-1970 03:00 HAKİKAT 01-01-1970 03:00 Konuşamamak 01-01-1970 03:00 Beş Bin Adalet, Yirmi Bin Hikâye... 01-01-1970 03:00 “Unutulursa Yetim Kalır Tarih” 01-01-1970 03:00 Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri” 01-01-1970 03:00 Kubbenin Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Metnin Sahibi Kim ? 01-01-1970 03:00 CÜRRET 01-01-1970 03:00 Yarım Cümleyle Yazmak 01-01-1970 03:00 Yoğurt Ekşi Demeyenler 01-01-1970 03:00 Derin Sulara Girmeden Yüzme Rehberi 01-01-1970 03:00 Bir Takvim Yaprağından Fazlası 01-01-1970 03:00 Ahlak Gürültü Sevmez. 01-01-1970 03:00 AYNANIN BUĞUSU 01-01-1970 03:00 ZİYÂN 01-01-1970 03:00 Yanlış Rotada Mürekkep 01-01-1970 03:00 Zaman Hovardası, Tatlı Su Kurnazı: Karşı Kalem 01-01-1970 03:00 “Cumhuriyet: Kalbimizin En Derin Yerinde” 01-01-1970 03:00 Bir Sokakta Işık 01-01-1970 03:00 Da Nang’tan Damlalar 01-01-1970 03:00 Marka Mı? 01-01-1970 03:00 Kubbenin Gölgesinde Küçük Hesaplar 01-01-1970 03:00 Kalemin Terbiyesi, Sahibinin Vicdanıdır. 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ölçüsü Gömlek mi, Akıl mı? 01-01-1970 03:00 Gölgeyi Yok Saymak: Delegeler, Listeler ve Sahadaki Gerçek 01-01-1970 03:00