Da Nang’tan Damlalar...
Hani derler ya, “Söz gümüşse, sabır altındır.”
Bazı kalemler gümüş parıltısıyla yazdığını zanneder, ama altını eline alıp tartan halktır.
Geçtiğimiz günlerde bir yazı okuduk.
Yazar, 7.5 ay önce “Çan” çalmış, şimdi de “kriz” zillerine abanmış.
Belli ki, su gibi konularda köpükle yazmak alışkanlık olmuş.
Vietnam sahillerinden söz etmişti hani;
gökyüzü açık, deniz pırıl pırıl, “Ben uzaktan da gözlem yaparım” diye…
Edirne’nin muslukları kesikken,
kendisi Hint Okyanusu kıyısından kentimize dair fikir yürütüyordu.
Gazetecilikte “uzaktan yorum” yeni bir akım olmalı herhalde.
Ama biz buradayız.
Aynı çeşmenin başında, aynı bekleyişin içinde.
Ve biliyoruz: Gerçek gözlem, çamurun içinde yapılır; sahilde değil.
Şimdi diyor ki:
“Ben o zaman uyarmıştım, ama dinlemediler.”
Demek ki mesele su değil, “ben demiştim” havası.
Bazı kalemlerin susuzluktan değil, sessizlikten beslendiği anlaşılıyor.
Ama halk biliyor;
Barajda su azaldığında, sabırda bereket çoğalır.
Kriz anlarında asıl erdem, bağırmak değil, dayanmak olur.
Çünkü su, sesi değil, sabrı sever.
Küçük bir şehirde, büyük bir dayanışma suyu en kısa yoldan getirir.
“Belediye Başkan’ı neredeydi?” diyor.
Peki kendisi neredeydi o günlerde?
Uzaktan izlemek kolay, ama sahada kalmak sabır ister.
Yine de kendisine teşekkür ederiz;
yazdıkları sayesinde Vietnam’ın güzelliklerini bir kez daha hatırladık.
Belki bir gün, orada çekilmiş bir “Edirne’den İlhamla” belgeseli de izleriz, kim bilir?
Biz burada suyun peşindeyiz.
Biri sabırla kazıyor, biri sabırsızca yazıyor.
Aradaki fark, biri su çıkarıyor, diğeri laf döndürüyor.
Barajın kuruduğu yerden bile umut çıkarmayı bilir bu şehir.
O yüzden kimse Edirnelinin ferasetini ölçmesin.
Bizim halk “su gelmedi” diye isyan etmez,
önce komşusuna bir bardak uzatır.
“Enerji maliyeti”, “kuyu maliyeti” diye küçümsüyor ya…
Asıl pahalı olan, yanlış bilgidir.
Bir gazete sayfasını doldurur ama şehir aydınlanmaz.
Kuyu kazmak zor, ama lafla kuyu kazmak imkânsız.
Şimdi Gelelim asıl meseleye
kalem sahibi köşesinde,Cumhuriyet Cumhuriyet Halk Partisi Edirne milletvekili Ahmet Baran Yazgan'ın
Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden yaptığı" iktidar temsilcileri ve iktidarla beraber nemrutlaşmış iktidar bürokratları
bu sorunu çözmek değil sorumlu arama peşine düşmüşler" açıklamasını aktarmış
ben de buna cevaben şunu söylemek isterim büyük laflar ama içinde bir damla çözüm yok kriz varsa bu kriz su krizi değil
sabır krizi bazıları yazarken köpürüyor halk susarken büyüyor
Bir şehrin en kıymetli suyu, sabırla yoğrulmuş inançtır.
Belediye çalışır, arızalar giderilir, hatlar onarılır.
Ama kırılan moral, kaybolan güven kolay tamir olmaz.
O yüzden bu satırlar, sadece savunma değil, bir hatırlatmadır:
Gerçek gazetecilik, halkı provoke etmek değil, sabırla yanında durmaktır.
Bir de küçük öğüt,
hem uzaktan gözlem yapan kalemlere hem de sahadan yazanlara:
Kalem, deniz tuzuyla değil, halkın emeğiyle yazılınca anlam kazanır.
O yüzden ister kıyıda ol, ister meydanda —
Gerçeği görmek istiyorsan, önce kendi yansımana bak.
Hadi gel, Senin anlayacağın seviyede sana öğüt vereyim:
Hayat öyle oyunlarla dolu ki, her damla su bir mucize gibi akar.
Sen uzaktan bakıp “Ben her şeyi görüyorum” diye havalanıyorsun ama unutma: su musluktan gelir, halkın sabrıysa sözlerle ölçülmez.
Başkan çalışıyor, ekipler çabalıyor, kurumlar görevini yapıyor; sen de kendi köşende süslü cümlelerinle gezinip duruyorsun.
Ama halk biliyor, her damla su kadar, sabır da değerlidir. Ve o sabır, bir gün taşarsa… işte o zaman herkes fark eder ki önemli olan laf değil, sahada yapılan iştir.
O yüzden bak, büyük düşünme, havalanma, laf yerine sahadaki emeğe bak.
Halk, küçük bir şehirde büyük işlerin farkında ve senin süslü sözlerinle değil, onların sabrı ve çabasıyla ölçüyor her şeyi.
İşte ders burada, köpük uçup gider, gerçek kalır.