Bir yıl daha geride kalıyor.
Takvim yaprakları değişti; peki ya biz?
2025, kimi için gürültülü, kimi için sessiz; kimi için konuşarak, kimi için ustalıkla susarak geçen bir yıl oldu. Çok şey yazıldı, çok söz söylendi. Ama her cümle hakikatten doğmadı. Bazıları rüzgârın yönünü pusula sandı, bazıları suyun en sakin yerinde yüzmeyi derinlik zannetti. Dalga çıkmadan ahkâm kesenler çoğaldı; akıntıya karşı bir kelime söyleyenler ise hep aynı parmaklarla sayıldı.
Yıl biterken insan ister istemez soruyor:
Geride kalan bizden ne aldı, bize ne bıraktı?
Yeni yıllar mucize vaat etmez.
Ama hesap vadeder.
İnsanı yazdıklarına değil,
yazmaktan özellikle kaçındıklarına baktırır.
“Ne dedim?” sorusundan çok,
“Bunu neden diyemedim?” sorusunu dayatır.
2026’dan beklentimiz büyük laflar değil.
Biraz daha adalet,
biraz daha merhamet,
biraz daha vicdan…
Kalemin, güçlüye yaslanarak değil; doğruya dayanarak yazıldığı,
aynı cümlenin her kapıda şekil değiştirmediği bir zaman…
Ama ne yazık ki her yıl aynı tabloyla karşılaşıyoruz.
Tehlike geçince konuşanlar, bedel ihtimali belirdiğinde susanlar…
Yıl boyunca iddiasız,
yıl sonunda “aslında ben de öyle düşünüyordum” diyen kalemler…
Hakikat hep aynı yerde durdu.
Ama yalnız kaldığında onu yazmaya niyetlenen pek olmadı.
Çünkü cesaret, süslü bir kelime değil;
çoğu zaman yalnız kalmayı göze almaktır.
Hakikat bu kadar ortadayken hâlâ üstüne alınmayanlar var.
Bu ne rahatlık, bu ne aymazlık…
İnsan bazen şaşırıyor; bunca sözün, bunca işaretin ardından hâlâ
“bana söylenmedi” diyebilme özgüveni nereden geliyor diye.
Bu artık yanlış anlamak değil, anlamamakta ısrar.
Bu bir dikkatsizlik değil; kalın bir surat, bilinçli bir duyarsızlık.
Çünkü omurgası olan, cümleyi okur okumaz nerede durduğunu bilir.
Üstüne alınmamak, masumiyet değil;
çoğu zaman kaçışın en konforlu hâlidir.
Yeni yıl her şeyi düzeltmez.
Bazıları yine doğruyu,
kimsenin canını yakmayacak kadar söyleyecek.
Bazıları suskunluğunu hikmet,
çekingenliğini erdem diye sunacak.
Bazıları da hiçbir risk almadan,
herkes adına konuştuğunu sanacak.
Ama takvimler kapanır.
Ve bazı defterler,
üstü ne kadar temiz tutulursa tutulsun
içindeki boşluğu saklayamaz.
Takvim değişiyor;
bazıları yine “zamanı gelince” diyecek,
ama artık herkes biliyor ki
bazı kalemler için doğru zaman hiç olmadı.
“Söz gümüşse, sükût altındır” derler;
ama hakikatin konuşması gereken yerde susmak,
altın değil, taşınması zor bir vebaldir.