Ben bu köşeye haklı olmak için oturmadım.
Alkış almak, paylaşılmak, sevilmek için de yazmıyorum.
Ben bu satırları, unutulması istenen şeyleri hatırlatmak için yazıyorum.
Bu ülkede çok konuşan var.
Ama az düşünen.
Çok yazan var.
Ama az sorumluluk alan.
Ben, kelimelerin ucuzladığı bir çağda
bedeli olan cümlelerin tarafındayım.
Bir haksızlık varsa, kimin yaptığına bakmam.
Bir yanlış varsa, hangi rozetle örtüldüğüne aldırmam.
Güçlüden yana değilim.
Doğrudan yanayım.
Bu köşede kimseyi kutsamam.
Kimseyi de şeytanlaştırmam.
Çünkü kutsanan sorgulanmaz,
şeytanlaştırılan anlaşılmaz.
Oysa ben anlamak ve anlatmak zorundayım.
Benim meselem kişiler değil, düzenlerdir.
İsimler değil, alışkanlıklardır.
Bir koltukta uzun süre oturmanın
insanı nasıl sağırlaştırdığını yazarım.
Bir yetkinin, nasıl sorumsuzluğa dönüştüğünü anlatırım.
Yerel yönetimler…
En yakınımızdaki iktidarlar.
En çok dokunması gereken ama en kolay dokunulmaz olanlar.
İşte tam orası benim yazı alanımdır.
Çünkü büyük yanlışlar çoğu zaman
küçük odalarda başlar.
Bir imzada, bir kayırmada,
“bir kereden bir şey olmaz” cümlesinde.
Ben bağırmam.
Çünkü bağıranlar genelde duyulmak ister.
Ben fısıldarım.
Çünkü fısıltı, dikkat ister.
Bu ülkede susmanın erdem sayıldığı anlar gördük.
O anların hepsi kayıptır.
Ben susmam.
Ama iftira da etmem.
Bilmediğimi yazmam,
emin olmadığımı kesin diye sunmam.
Benim kalemim aceleci değildir.
Günü kurtarmaz.
Günü not eder.
Bugün alkışlanan şeyleri,
yarın arşivden çıkarıp hatırlatırım.
Çünkü hafızasız toplum,
tekrar tekrar kandırılmaya mahkûmdur.
Ben kimsenin düşmanı değilim.
Ama kimsenin de borçlusu değilim.
Bir kapıdan içeri girerken
arka kapıyı hesaplamam.
Bu köşede umut satmam.
Ama umudu da kirletmem.
Gerçek neyse, onu yazarım.
Çünkü gerçek acıtır;
ama yalan çürütür.
Benim yazılarım rahat okunmaz.
Çay içerken geçilmez.
Bir yerde durdurur, düşündürür,
bazen can sıkar.
Çünkü rahatsız etmeyen kalem,
sadece süstür.
Bu ülkede ahlak çok konuşuldu,
az yaşandı.
Ben ahlakı tanımlamam.
Örneklerim.
Bir çocuğun geleceği,
bir ihale dosyasından daha değerlidir.
Bir kentin hafızası,
bir koltuktan daha kıymetlidir.
Ve ben şuna inanırım:
Kalem, sahibini korumak için değil,
toplumu uyandırmak için vardır.
Eğer bir gün bu köşede yazdıklarım
kimseyi rahatsız etmiyorsa,
bilin ki susmuşumdur.
Ben Emre Batu.
Tarafım yok.
Ama vicdanım var.
Ve bu köşe,
o vicdanın tutanak defteridir.