Beş Bin Adalet, Yirmi Bin Hikâye...

Ömer Faruk

30-03-2026 15:41

 

Edirne’de sporun nabzı tutulmuyor; tutuluyormuş gibi yapılıyor. Soruyorsun, cevap yok. Cevap arıyorsun, adres değişiyor. Kapıyı çalıyorsun, içeriden ses var ama açan yok. Çünkü mesele spor değil; mesele sorumluluğun ustalıkla birbirine paslanması.

Edirne Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu diyor ki: “Bütçeyi belediye belirliyor.”
Edirne Belediyesi diyor ki: “Federasyon dağıtıyor.”

Top ortada yok ama paslaşma kusursuz.

Sahaya indiğinizde tablo açık: Bir tarafta tekvando, karate, kick boks, boks, güreş gibi salon sporları var. Disiplin, emek, ulusal ve uluslararası başarı… Karşılığı? En fazla 5.000 TL, yani bir kulübün aylık giderlerinin gölgesine bile denk gelmeyen, gülünç bir rakam. Ve bunu öyle bir sunuyorlar ki, sanki alkışla karıştırılmış bir lütufmuş gibi.

Diğer tarafta futbol… Yardım miktarı yüksek, her imkan sanki sadece onların hakkıymış gibi sunuluyor. Transfer gelirleri çoğu zaman sadece imzadan ibaret, ama yönetim kolay ve görünür bir alan sağlıyor; futbola dair her şey özel bir statüye sahip, diğer branşlar ise neredeyse hiç yok sayılıyor.

Ve işin bir başka boyutu: Salon sporları kulüpleri, hak etmedikleri muameleyle karşılaşıyor. Yöneticiler, sahip oldukları görev unvanlarını adeta bir lütufmuş gibi kullanıyor, küstahça ve gösterişli bir bakışla kararlar alıyor; kulüplerin emeği ve başarıları görünmez kılınıyor.

Belediye ise bu düzende sanki sadece izleyiciymiş gibi davranıyor. Kaynak dağılımı onların elinde, ama uygulama adaletten uzak; futbol öncelikli, salon sporları ise gölgede kalıyor. Her fırsatta pozisyonunu koruyor, sorumluluklarını yerine getirmek yerine “görünürlük ve lütuf” oyununu oynuyor. Sporcuların başarıları ödülsüz, kulüplerin emeği karşılıksız; belediye ise tüm bunları sadece seyrediyor, sahadaki eşitliği ve hakkaniyeti sağlama yükümlülüğünü hiçbir şekilde yerine getirmiyor. Sanki spor alanı sadece futbol için hazırlanmış, diğer branşlar ise varlığı bile unutulmuş figüranlar.

Salon sporları, maddi karşılıksız ama gerçek ve değerli bir mücadele veriyor. Her madalya, her dereceden daha kıymetli bir çaba var sahada. Futbol ise ayrıcalıklı ve öncelikli, diğer branşların hakkı ise neredeyse hiç tanınmıyor.

Buradan açıkça soruyorum:

Bu dağılım neye göre yapılıyor?

Hangi kriterlerle belirleniyor?

Şeffaflık var mı, yoksa tanıdık ve keyfi ilişkiler mi geçerli?

Ve en önemlisi: Bu sistem gerçekten spora mı hizmet ediyor, yoksa sadece görev unvanlarını gösterişli bir şekilde kullanmak için mi var?

Gerçek tablo net:

Birileri sorumluluk almamak için top çeviriyor,

Birileri hakkını alamıyor,

Ve herkes hâlâ bu düzeni “normal” sanıyor.

Ama değil.

Burası kimsenin çiftliği değil. Spor, birkaç kişinin keyfine göre yönetilecek bir alan hiç değil.

Eğer adalet beş bin liraya sıkıştırılıp, yirmi bin lirayla hikâye yazılıyorsa;
orada ne eşitlik vardır, ne samimiyet.

Sadece iyi oynanmış bir “idare etme” oyunu vardır. Salon sporları? Aldıkları destek komik, cılız ve yetersiz, ama yaptıkları iş gerçek, değerli ve sessiz bir zafer.

Ve Edirne’deki spor sahnesi böyle: Biri ayrıcalıklı ve öncelikli, diğeri sessizce kendi emeğiyle savaşıyor; biri imkanlarla donatılmış, diğeri unutulmuş bir başarıyla ayakta duruyor.

 

Ömer Faruk – Sözün Sonu

DİĞER YAZILARI HAKİKAT 01-01-1970 03:00 Konuşamamak 01-01-1970 03:00 “Unutulursa Yetim Kalır Tarih” 01-01-1970 03:00 Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri” 01-01-1970 03:00 Kubbenin Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Metnin Sahibi Kim ? 01-01-1970 03:00 CÜRRET 01-01-1970 03:00 Yarım Cümleyle Yazmak 01-01-1970 03:00 Yoğurt Ekşi Demeyenler 01-01-1970 03:00 Derin Sulara Girmeden Yüzme Rehberi 01-01-1970 03:00 Bir Takvim Yaprağından Fazlası 01-01-1970 03:00 Ahlak Gürültü Sevmez. 01-01-1970 03:00 AYNANIN BUĞUSU 01-01-1970 03:00 ZİYÂN 01-01-1970 03:00 Yanlış Rotada Mürekkep 01-01-1970 03:00 Zaman Hovardası, Tatlı Su Kurnazı: Karşı Kalem 01-01-1970 03:00 Edep Yoksulluğu Çağı: Sessiz Servetlerin Gölgesi 01-01-1970 03:00 “Cumhuriyet: Kalbimizin En Derin Yerinde” 01-01-1970 03:00 Bir Sokakta Işık 01-01-1970 03:00 Da Nang’tan Damlalar 01-01-1970 03:00 Marka Mı? 01-01-1970 03:00 Kubbenin Gölgesinde Küçük Hesaplar 01-01-1970 03:00 Kalemin Terbiyesi, Sahibinin Vicdanıdır. 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ölçüsü Gömlek mi, Akıl mı? 01-01-1970 03:00 Gölgeyi Yok Saymak: Delegeler, Listeler ve Sahadaki Gerçek 01-01-1970 03:00