Ahlak Gürültü Sevmez.

Ömer Faruk

22-12-2025 21:13

 

Bazı yazılar vardır; anlatmak için değil, hatırlatmak için yazılır.
Bazı kalemler vardır; konuşmak için değil, konuşuluyormuş gibi yapmak için çalışır.
Son zamanlarda okuduğumuz kimi köşe yazıları da tam olarak bu sınıfa giriyor:
Yüksek sesli, iddialı, öğretici…
Ama nedense bir o kadar da huzursuz.

Ahlak, bu metinlerde bir değer olmaktan çok bir araç gibi dolaşıyor.
Cümlelerin arasında gezdiriliyor, paragraflara yaslanıyor, başkalarına doğrultuluyor.
Oysa ahlak, en çok da başkasına doğrultulduğunda dikkat ister.
Çünkü insan, elindeki teraziyi sürekli dışarı çeviriyorsa,
içeride tartılmasını istemediği bir şey var demektir.

İnsan başkasına ahlak anlatırken aslında kime konuştuğunu iyi bilmeli.
O cümleler yazıdan çıkıp eve döndüğünde de geçerlidir.
Işık kapandığında,
kimse yokken,
alkış bittiğinde de.
Ahlak, seyirci varken kolaydır;
asıl imtihan, insanın kendisiyle baş başa kaldığı yerde başlar.

Bazı insanlar ahlakı anlatmaz;
ona ihtiyaç duyar.
Çünkü yüksek ses, çoğu zaman dışarıya değil,
içeriye karşı kullanılır.
İnsan susturamadığı soruları önce tanımlar,
sonra başkalarına öğretmeye çalışır.
Bu yüzden bazı yazılar öğretmez;
sadece bastırır.

Bu şehir çok şey görür.
Her söyleneni alkışlamaz,
her susanı masum saymaz.
Bazı cümleler yazıldığı gün değil,
zaman geçince anlam kazanır.
Ve şehir, kimin neyi neden söylediğini
er ya da geç not eder.
Hafıza dediğimiz şey, tam da burada devreye girer.

Cesaret ise çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Cesaret, kelime seçmek değildir.
Cesaret, kelimenin bedelini ödemeyi göze almaktır.
Bedelsiz söz süstür;
süs ise ahlak değildir.
Ahlak, insanın rahatını bozduğu yerde başlar.
Konfor alanında kurulan her yüksek cümle,
ilk rüzgârda devrilmeye mahkûmdur.

Bir de galiplik duygusu vardır;
yazının arasına serpiştirilen,
üstten bakan,
“ben söyledim oldu” havası.
Oysa kelimelerle kazanılan zaferler geçicidir.
Kalıcı olan, suskunlukta da tutarlı kalabilmektir.
Çünkü hakikat, bağırıldıkça değil,
taşındıkça ağırlaşır.

Burada kimseye özel bir isnat yok.
Kimsenin mahremine girilmez,
kimsenin hayatına hüküm verilmez.
Ama şunu söylemek gerekir:
Ahlak, kürsüden anlatılan bir hikâye değil;
gündelik hayatta taşınan bir yüktür.

Ve o yük,
en çok da görünmediği yerde ölçülür.

Son söz şu olsun:
Ahlak, anlatıldıkça yücelmez;
yaşanmadıkça ucuzlar.

DİĞER YAZILARI BUĞDAY AMBARI 01-01-1970 03:00 HAKİKAT 01-01-1970 03:00 Konuşamamak 01-01-1970 03:00 Beş Bin Adalet, Yirmi Bin Hikâye... 01-01-1970 03:00 “Unutulursa Yetim Kalır Tarih” 01-01-1970 03:00 Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri” 01-01-1970 03:00 Kubbenin Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Metnin Sahibi Kim ? 01-01-1970 03:00 CÜRRET 01-01-1970 03:00 Yarım Cümleyle Yazmak 01-01-1970 03:00 Yoğurt Ekşi Demeyenler 01-01-1970 03:00 Derin Sulara Girmeden Yüzme Rehberi 01-01-1970 03:00 Bir Takvim Yaprağından Fazlası 01-01-1970 03:00 AYNANIN BUĞUSU 01-01-1970 03:00 ZİYÂN 01-01-1970 03:00 Yanlış Rotada Mürekkep 01-01-1970 03:00 Zaman Hovardası, Tatlı Su Kurnazı: Karşı Kalem 01-01-1970 03:00 Edep Yoksulluğu Çağı: Sessiz Servetlerin Gölgesi 01-01-1970 03:00 “Cumhuriyet: Kalbimizin En Derin Yerinde” 01-01-1970 03:00 Bir Sokakta Işık 01-01-1970 03:00 Da Nang’tan Damlalar 01-01-1970 03:00 Marka Mı? 01-01-1970 03:00 Kubbenin Gölgesinde Küçük Hesaplar 01-01-1970 03:00 Kalemin Terbiyesi, Sahibinin Vicdanıdır. 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ölçüsü Gömlek mi, Akıl mı? 01-01-1970 03:00 Gölgeyi Yok Saymak: Delegeler, Listeler ve Sahadaki Gerçek 01-01-1970 03:00