Ömer Faruk’un Kaleminden
Bazı günler vardır…
Takvimde bir yaprak gibi durur ama aslında bir milletin kalbinde kapanmayan bir yaradır.
26 Mart…
Bir tarih değil yalnızca…
Bir sızı…
Bir ağıt…
Bir emanettir.
Bugün Balkan Şehitlerini anmıyoruz sadece…
Bugün, yarım kalmış hayatların, susmuş ezanların, yetim kalmış bakışların içine bakıyoruz.
Bugün, toprağa değil; kalbimize gömülmüş bir milletin evlatlarını hatırlıyoruz.
Bir zamanlar aynı gökyüzüne bakıp aynı duaya “âmin” diyen insanlar vardı o topraklarda…
Aynı sofrada bölüşülen ekmek, aynı secdede dökülen gözyaşı…
Sonra bir sabah…
Güneş doğmadı.
Kan doğdu.
Analar kapı eşiğinde kaldı…
Gözleri yolda, elleri semada…
Ama ne bir ayak sesi duyuldu, ne de bir selam geldi.
Babalar…
Evlatlarının mezar taşını bile göremeden göçtü bu dünyadan.
Ve çocuklar…
Daha “baba” demeyi öğrenemeden,
yetimliği öğrendi.
Balkanlar…
Artık bir coğrafya değildir.
Bir hatıra…
Bir yara…
Bir imtihan.
O topraklarda toprağa düşen her bir can…
Sadece bir asker değildi.
Bir annenin duasıydı…
Bir evin umuduydu…
Bir milletin geleceğiydi.
Ve o gün…
Bir kurşun sesiyle sadece bedenler düşmedi toprağa…
Bir medeniyetin kalbi sarsıldı.
Biz o sarsıntının çocuklarıyız.
Biz, sessizce omuzlarımıza bırakılmış o ağır emanetin taşıyıcılarıyız.
Ama soralım kendimize…
Ne kadar hatırlıyoruz?
Ne kadar hissediyoruz?
Yoksa sadece yılda bir gün mü içimiz sızlıyor?
Oysa şehitlik…
Bir güne sığmaz.
Bir cümleyle anlatılmaz.
O, bir milletin ruhuna kazınmış en derin hakikattir.
Unutmak…
İşte en büyük kayıp budur.
Çünkü unutulan her şehit, ikinci kez ölür.
Unutulan her hatıra, bir milletin kökünden kopar.
Oysa biz…
Kökü derinlerde olan bir milletiz.
Biz, şehidini unutmayan…
Duasını eksik etmeyen…
Acısını kalbinde taşıyan bir milletiz.
Bir düşün…
Soğuk bir Balkan gecesi…
Üstünde ince bir kaput…
Ellerinde titreyen bir tüfek…
Ama yüreğinde…
Sarsılmaz bir iman.
Geriye dönüp son kez bakıyor…
Belki bir anneye…
Belki bir yuvaya…
Belki de sadece Allah’a…
Ve sonra…
Bir kurşun sesi…
İşte o an…
Bir evladın nefesi kesilir…
Ama bir milletin emaneti başlar.
Bizler Müslüman Türkleriz…
Ve biliriz ki şehitler ölmez.
Rabbimiz buyurur:
“Onlara ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.”
İşte bu yüzden bizim gözyaşımız başkadır…
Biz ağlarken bile dimdik dururuz.
Çünkü o gözyaşı, acının değil…
vefanın gözyaşıdır.
Geliniz…
Bugün sadece anmayalım.
Bugün kalbimiz sızlasın…
Bugün gözümüz dolsun…
Bugün içimizde bir yer yansın…
Çünkü o acıyı hissetmeyen…
O emaneti taşıyamaz.
Ve şimdi…
Eğer bir gün Balkanlardan bir rüzgâr eserse yüzünüze…
Sakın sıradan sanmayın…
Durun…
Gözlerinizi kapatın…
Çünkü o rüzgâr;
Bir annenin “oğlum” diye yarım kalan sesidir…
Bir çocuğun yetim kalmış bakışıdır…
Ve bir şehidin size bıraktığı son selamdır…
Unutmayın…
Unutursak sadece onları değil…
Kendimizi de kaybederiz.
Ömer Faruk – Sözün Sonu
