https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/2e47ce16708258d0c4ab6764476e20fa-bbb851e57479fc648d5f.png
Ali SUPHİ

Direksiyon Yetki Verir, Üslup Vermez

07-01-2026 11:44 716 kez okundu.

Bir şehir, toplu taşımasından belli olur.
Sadece duraklarından, hatlarından değil; direksiyon başındaki insanın ağzından çıkan kelimelerden anlaşılır. Edirne’de şehir içi minibüs meselesi uzun zamandır bir ulaşım konusu olmaktan çıktı. Bu, artık açıkça bir şehir terbiyesi meselesidir.

Serhad Birlik’ti.
Sonra ETUS oldu.
Ardından tekrar Serhad Birlik’e dönüldü.

Tabelalar değişti, logolar değişti; ama yolcunun yaşadığı duygu pek değişmedi. Çünkü sorun isimde değil, zihniyettedir.

Bugün şehir içinde minibüse binen herkes şunu bilir:
Yolculuk hattın durumuna göre değil, şoförün ruh hâline göre şekillenir. İyi günündeyse sorun yoktur. Kötü günündeyse, şehir içi ulaşım bir anda sabır imtihanına dönüşür.

Şimdi sormak gerekir:
Bir şoför, yolcuya bu kadar rahat sertleşme cesaretini nereden alır?

Yolcu bazen azarlanır.
Bazen terslenir.
Bazen de susması gerektiği ima edilir.

Oysa kimse o araca keyfinden binmez. Herkesin bir yetişme hâli, bir yorgunluğu, bir derdi vardır. Ama bazı direksiyon başları bunu bir güç alanı sanır.
Direksiyon yetki verir; üstten konuşma hakkı vermez.

Artık “birkaç şoför” demek de yetmez. Çünkü birkaç kişi, koca bir sistemi temsil eder hâle geldiyse; orada eğitim eksiktir, denetim zayıftır, standart yoktur.

Soruları tane tane sormak gerekir.

Bu şehirde minibüs şoförü olmak isteyen birine önce ne sorulur?
Sabır mı?
İnsan ilişkisi mi?
Yoksa sadece ehliyet yeterli midir?

İletişim eğitimi gerçekten var mıdır?
Öfke kontrolü öğretilir mi?
Yolcu psikolojisi anlatılır mı?

Bu eğitimleri kim verir?
Bir psikolog mu, bir iletişim uzmanı mı?
Yoksa “ben yıllardır bu işi yapıyorum” diyen ama eğitimi olmayan biri mi?

Eğitim varsa;
Zorunlu mudur?
Belgesi var mıdır?
Başarısız olan direksiyon başına geçebilir mi?

Bu soruların çoğu cevapsızdır.
Cevapsız olduğu için de her şey alışkanlığa bırakılmıştır.


Bir de herkesin görüp kanıksadığı ama kimsenin anlamlandırmak istemediği bir başka mesele var:

Minibüslerin durakta değil, yolun ortasında durması.

Burada bir yanlış anlaşılma olmasın:
Söz konusu olan minibüs şoförünün hastası değildir.
Söz konusu olan arkadan gelenlerdir.

Aceleyle ilerleyen bir vatandaş,
yetişmesi gereken bir işçi,
özel aracında hasta taşıyan biri,
saniyelerle yarışan bir ambulans ya da itfaiye

Yol ortasında durulan her saniye, başkasının zamanına ve hakkına el koymaktır.
Kimse, direksiyon başına geçti diye “bir dakika bekleyin” deme yetkisini otomatik olarak almaz.

Trafik kuralları tavsiye değildir.
Keyfe göre uygulanacak süs cümleleri hiç değildir.
Uyarı varsa uygulanır, ihlal varsa karşılığı olur.
Aksi hâlde bu düzen değil, seyirlik bir kaostur.

Şehirde yaşıyorsak şunu kabul edeceğiz:
Kurallar, arkadan gelen için vardır.
Düzen, güçlü olan için değil; haklı olan içindir.

Yol ortasında durmak bir tercih değil, açık bir ihlaldir.
Ve bu ihlaller görmezden gelindikçe,
bir şehir trafikte değil, vicdanda tıkanır.


Bir de işin mal sahibi tarafı vardır.

Serhad Birlik’ten ETUS’a geçilirken büyük cümleler kuruldu. Disiplin, adalet, standart… Kâğıt üzerinde doğruydu. Sahada ise araç sahipleri için tablo şuydu:
Gelir düştü.
Masraf arttı.
Söz hakkı azaldı.

Memnuniyetsizlik büyüdü, sitem arttı ve sonunda eski sisteme dönüldü. Ama bugün birçok mal sahibi hâlâ aynı cümleyi kuruyor:
“İsim değişti, yük hafiflemedi.”

Denetim kimin elinde?
Birlik mi, belediye mi?
Şikâyet alan şoför gerçekten takip ediliyor mu?

İşte bütün mesele burada düğümleniyor.

Eğitim yoksa,
denetim zayıfsa,
kriterler net değilse;

adı ETUS olur, Serhad Birlik olur, başka bir şey olur…
Ama yolcunun hissi değişmez.

Ve şimdi nokta koyma zamanı:

Bu mesele ne sadece minibüs meselesidir,
ne birkaç şoförün tavrıdır,
ne de tabelası değişen birliğin hikâyesidir.

Bu, bir şehirde kimin kime nasıl baktığı,
nasıl konuştuğu,
nasıl tahammül ettiği meselesidir.

Direksiyon bir aracı yönetir;
bir şehri yönetmez.

Ve bir şehir,
direksiyon başındaki sabrını kaybederse,
geriye ne tabela kalır,
ne sistem,
ne de huzur.

Hafızaya emanet.
Ali Suphi

Neler Söylendi?