https://www.akhaberedirne.com/files/uploads/user/984e72dfa9b287cf863f4e0a1244b714-be487d406a0eab257b0c.png
Didar Refika Ulvi

Ay Sonuna Sıkışan Hayatlar

01-04-2026 20:26 269 kez okundu.

 

Ayın ilk günü umutla başlar. Cüzdan biraz doludur, insanın içi de öyle… Hesaplar yapılır ama o hesapların içinde hâlâ bir ferahlık vardır. Günler geçtikçe o ferahlık yavaş yavaş daralır. Faturalar gelir, ihtiyaçlar kendini hatırlatır, hayat beklemez.

Geçinmek, sadece kazanmakla ilgili değildir. Geçinmek; sabretmek, kısmak, ertelemek ve çoğu zaman içinden vazgeçmektir.

Pazardaki sebze artık sıradan bir ihtiyaç değildir. İnsan eline alır, tartar, yerine koyar, bir daha alır… Çünkü artık seçim yapmak, ihtiyaç ile bütçe arasında kalmak demektir. Bir kilo almakla yarım kilo almak arasındaki fark, sadece miktar değil; insanın içindeki hesaplaşmadır.

Ekmeğin fiyatı artınca, sofradaki yeri değişmez belki ama değeri değişir. Eskiden fark edilmeyen şeyler, şimdi dikkatle korunur hâle gelir. Çünkü her şey azalırken, insanın dikkati çoğalır.

Evde bir masa vardır. Üzerinde faturalar… Yanında çocukların istekleri. Biri ödenmek zorunda, diğeri beklemek zorunda. İşte hayat bazen bu kadar nettir. Bir şeyin olması için başka bir şeyin olmaması gerekir.

İnsan zamanla değişir. Daha az konuşur, daha çok düşünür. Daha az ister, daha çok hesap yapar. Çünkü hayat ona öğretmiştir: Her istek, karşılığı olan bir yük demektir.

Ama asıl soru burada başlar:

Bu kadar zor olmak zorunda mıydı?

Hayat kendiliğinden bu noktaya gelmez. Hiçbir şey bir sabah uyanınca zorlaşmaz. Zorluk, birikir. Küçük ihmallerle başlar, büyük sonuçlara dönüşür.

Bir yerde yanlış hesap yapılır.
Bir yerde “şimdilik idare eder” denir.
Bir yerde görülmesi gereken sorunlar ertelenir.

Ve zaman geçer…
O küçük hatalar büyür, büyür ve en sonunda herkesin hayatına dokunur.

Bugün insanlar neden bu kadar hesap yapmak zorunda?
Neden bir ihtiyaç, iki kere düşünülerek alınır hâle geldi?
Neden insanlar yaşamak yerine geçinmeye odaklandı?

Bu soruların cevabı tek bir yerde değildir.

Bir kısmı karar verenlerdedir.
Alınan her karar, birilerinin hayatına dokunur. Doğruysa rahatlatır, yanlışsa yük olur.

Bir kısmı düzenin içindedir.
Kurulan sistem, bazen insanı korur, bazen de yavaş yavaş sıkıştırır.

Bir kısmı da sessizliktedir.
Çünkü insanlar sustukça, kabullendikçe, “böyle gelmiş böyle gider” dedikçe; zor olan şeyler normalleşir.

Ve en tehlikelisi budur.

İnsan zorlandığı için değil, zor olana alıştığı için kaybeder.

Çünkü alıştığı anda sorgulamaz.
Sorgulamadığı anda değişmez.
Değişmeyen her şey ise zamanla daha da ağırlaşır.

Bugün insanlar büyük hayaller kurmuyor artık.
Daha iyi bir hayat istemiyor bile çoğu zaman.

Sadece biraz daha az zor bir gün diliyor.

Ve belki de asıl mesele tam olarak budur.

Bir insan, hayal kurmayı bırakmışsa…
Sadece günü kurtarmaya razı olmuşsa…

Orada eksilen sadece para değildir.
Orada eksilen, insanın içindeki umut payıdır.

Söz biter gibi olur… ama bitmez.
Çünkü yük hâlâ oradadır.

Neler Söylendi?