Şeytanı kötülüklerin direkt sorumlusu olarak görmekteyiz. “Şeytana uydum bir kere” diyerek günah çıkarmaya çalışan, gerçek maksadı öğrenme konusunda yetersiz olanların çoğunlukta olduğu bir zamanda yaşamaktayız.
Hâlbuki şeytanın görevi bellidir: Günah işlemeye teşvik etmektir. Suça bulaşmak, günaha girmek şeytanın mutlu olma hâlidir.
Bu hâli sağlamak veya uzak tutmak, insanın iradesine; nefsine olan hâkimiyetine bağlıdır.
Yaşantımız boyunca şeytanın kayığına binip nefsinin esiri olan, şeytanı mutlu eden onlarca insan olmuştur.
Şeytanla iş birliği içinde hareket edenlerin düşmanlıkları ve hataları ortaya çıktığında, “Şeytana uydum bir kere, hakkını helal et, affet” diyenlere şahit olmuşuzdur.
Şeytanla iş birliği içinde hareket ederek kötülük yapanlar deşifre olunca korkarlar; iş birliği yaptığı şeytan ise çok mutlu olur.
Şeytanın görevini iyi bilmek gerekir. Şeytan vesvese verir, kötülüğün kapısını açar; o kapıdan girmeni sağlar. Sonrası ise insanın kendi iradesine bağlıdır.
İnsanoğlu, şeytanın vesvesesini ya reddeder, onu hüsrana uğratır ya da iş birliği yaparak emeline ulaştırır.
Başımıza gelen haksızlıkları yapanları bilsek de, ağababalarının şeytan olduğunu bilmenin şuuru içinde olmalıyız.
“Şeytana kızmaya kafa yormayıp, iş birlikçilerini zavallı görenlerden olmanın erdemliliğini göstermeliyiz.
Sürekli iyilik yapıp ŞEYTANI KIZDIRMAK gerektiğini unutmamalıyız.